Sanayi Devrimi’nde insan gücünün yerini makineler aldı. Ancak o makineleri çalıştıracak, denetleyecek, bakımını yapacak ve arızalandığında tamir edecek insanlara hâlâ ihtiyaç vardı.
Makineler insanın fiziksel gücünü devraldı ama insanın sistemdeki rolünü ortadan kaldırmadı. Aksine, yeni meslekler ve yeni uzmanlık alanları ortaya çıkardı.

Peki, yapay zekâda durum neden farklı?
Yapay zekâ yalnızca insanın fiziksel gücünü değil; düşünme, analiz etme, yazma, tasarlama, kodlama ve karar verme gibi zihinsel faaliyetlerini de otomatikleştirmeye aday.

Üstelik yapay zekâyı denetleyecek sistemleri de yine yapay zekâ geliştirebiliyor. Kod yazan bir yapay zekâ, yazdığı kodu test edebiliyor; hataları tespit edebiliyor ve düzeltebiliyor. Başka bir yapay zekâ ise bu süreci denetleyebiliyor.

Yani mesele artık sadece makinelerin insanın yerini alması değil. İnsanın yerini alan sistemlerin, kendi işlerini yapabilmek için yine insana ihtiyaç duyup duymayacağı.

Sanayi Devrimi’nde makineler insanın kas gücünü gereksizleştirdi ama makineleri yönetecek insanlara ihtiyaç bıraktı.
Yapay zekâ devriminde ise insanın hem üretici hem denetleyici rolü sorgulanıyor.
Elbette bugün yapay zekâ hâlâ insanlara, altyapıya, enerjiye, bakıma ve denetime ihtiyaç duyuyor. Ancak teknolojinin gelişmesiyle bu ihtiyaçların ne kadarının insan emeğiyle karşılanmaya devam edeceğini bilmiyoruz.

Asıl soru şu:
Geçmişte her teknolojik devrim insan emeğini dönüştürdü. Peki, insan emeğini dönüştüren bir teknoloji ile insan emeğine duyulan ihtiyacı kökten ortadan kaldırabilecek bir teknoloji aynı şey midir?
Belki de yapay zekâyı Sanayi Devrimi’yle kıyaslarken gözden kaçırdığımız en önemli fark tam olarak budur.