Ölüm; çoğumuzun gün içinde aklına bile gelmeyen, sadece etrafımızdakilere uğradığını ama bize hiç uğramayacağını düşündüğümüz, ansızın kapımızı çalacak o son. Gerçekten son mu, yoksa yeni bir başlangıç mı? Ben yeni bir başlangıç olduğuna inananlardanım ve ona göre yaşamaya çalışanlardanım. Bazen ölümü bekleyenlerdenim, bazen iliklerine kadar korkanlardanım... Ölümü düşününce aklıma hep şu mektubun satırları dolanır:
EY ÖLÜM
Habersiz geleceksin bir gün biliyorum.
Kapımı çalmadan, iznimi almadan gireceksin içeri.
Elimde işim, ocakta aşım, gözümde yaşıma bakmadan geleceksin.
Ne haber vereceksin, ne davet edilmeyi bekleyeceksin.
Dünya halen içimdeyken, heveslerim zirvedeyken, hiç bir işim bitmemişken geleceksin.
Hazırlığım yokken, umutlarım çokken, belki aç belki tokken geleceksin.
“Biraz bekle”, ”biraz dur”, ”biraz geç kal” diyemeden,
Yanıma bir şeyler alamadan, yalnız kalınca bir kabirde neler gerekir?
Valize onları dolduramadan, kimseyle vedalaşmadan,
Son taksitleri yatıramadan.
Oğlumu son kez göremeden, kızımı öpemeden, son sözlerimi diyemeden geleceksin.
İzin bile almadan, ”müsait misin” diye sormadan, yaşa başa bakmadan, son lokmayı yutmadan geleceksin.
Anaları evlatsız, evlatları anasız, yiğitleri yarsız bırakansın sen.
Gülüşleri yarım, acı ve sızıları derin bırakansın sen.
Her yeni ölümle hayatın yalanlığını anlatansın sen.
Ve Ey ÖLÜM!
Nasıl gelirsen gel, ne zaman gelirsen gel!
Ömrümüzün en hayırlısı, ömrümüzün sonu olsun.
Amellerimizin en hayırlısı, son amelimiz olsun.
Günlerimizin en hayırlısı, Rabbü'l-alemin'e kavuştuğumuz gün olsun.