Sahi, neyi kurtarmaya çalıştın bunca zaman? Elinle beslediğin kuşlar ilk senin gözünü oymadı mı?
"Kardeşim" deyip sırtını yasladığın o dağlar, ilk fırtınada üzerine devrilmedi mi?
Herkesin eksiğini kendi ömrünle tamamladın da, Günün sonunda senin o devasa boşluğunu kim gördü?
Sen hayatı bir "vefa" borcu sandın , Meğer dünya, sadece alacaklıların kapında beklediği bir icra dairesiymiş.

Üzüldün de ne oldu? Sırrını verdin, silahın yaptılar.
Merhamet ettin, zayıflığın sandılar.
Dürüst oldun, "saf" diye kenara attılar. Sen burada "insanlık ölmedi" diye sayıklarken,
Onlar senin o kutsal dediğin ne varsa, birer birer pazara çıkarmadı mı?
Başkalarının mutluluğu için kendi bahçeni kuruttun da ne oldu?
Şimdi o bahçede bir dalın bile yokken, gölgesinde serinlediklerin nerede?

Bak şimdi aynaya; omuzlarındaki bu yorgunluk bir sevda yükü değil,
Bu yorgunluk, nankörlerin vebalidir. Sen üzüldün diye zaman durmadı, suyun akışı değişmedi.
Sen kahroldun diye, o eğri yollar düzelmedi.
Herkes yine kendi oyununu oynadı, herkes yine kendi maskesini taktı.
Sen ise bu tiyatroda "gerçek" kalmaya çalıştığın için,
Sahne kapandığında elinde kalan tek şey o ağır sessizlik oldu.

Peki, değdi mi?
Değmedi, değmedi...
Ama bu bir kayıp değil, bu bir "yıkılarak büyüme" hikayesidir.
Gidenler yerini boşluğa değil, bir uyanışa bıraktı.
Sırtından vuranlar, sana dik durmayı; yalan söyleyenler, sessizliğin gücünü öğretti.
Şimdi o eski "herkese yeten" adamı göm o mezara.
Çünkü artık kimseye borcun yok; ne bir vefa, ne bir merhaba...
Senin tek borcun, şu aynada gördüğün yorgun ama mağrur adama.

Dostlar,, hayat bir pazar yeridir; kimi haysiyetini satar, kimi hayallerini. Sen hiçbirine talip olma. Sen sadece kendi vakarının bekçisi ol. Üzüldüğün günleri, ruhunun ödediği bir "tecrübe vergisi" say. Şimdi omuzlarındaki o kiralık yükleri bırak ve hayata de ki: "Ben artık sizin sahte terazinizde tartılmayacak kadar ağırlaştım."

https://www.youtube.com/watch?v=Gr6h...fch5Z3&index=5