Bir zamanlar babasının şantiyelerinde çalışmak için okulu bırakan bir genç vardı. Yıllar sonra Türkiye’nin en zengin sekizinci insanı oldu. Bugün 72 yaşında; şirketi borsada, kendisinden 36 yaş küçük biriyle yeni evlendi ve altıncı kez baba olacağı konuşuluyor. Ama bu adam hakkında bildiğinizi sandığınız her şeyin altında başka bir katman var. Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonunda gözaltına alındığı, dört gün sonra serbest kaldığı ve dosyasının sessizce kapandığı bir sabah var. O soruşturmayı yöneten savcının, operasyondan sadece iki ay önce ailesiyle Dubai’de tatil yaptığı ve faturanın onun şirketinden ödendiği bir tatil var. Bir bakanın canlı yayında istifa edip “Başbakan da istifa etmeli” dediği bir gün var. Kendi ağzıyla “kumları denizden, demirleri hurdadan çektik” dediği bir röportaj var. Kameralar önünde cebindeki paranın tek tek sayıldığı, ve 23 gün sonra işinden olanın o değil, parayı sayan sunucu olduğu bir program var. Dünyanın izlediği bir BBC belgeselinde kadınlar için “benim malım” dediği bir sahne var. Bir zamanlar Türkiye’nin en güçlü savcısıyken bugün yurt dışında firari olan bir isim var. “Ortanca eşim” dediği bir kadın, sayısını kendisinin bile karıştırdığı ilişkiler, içinde şato olan bir ada var. Ve tüm bunlardan sonra borsaya açılan bir şirket var. Bunların bir kısmını duydunuz. Bir kısmını duymadınız. Bir kısmı ise hiç bu şekilde anlatılmadı. Bu belgeselde Ali Ağaoğlu’nun 1954'ten 2026'ya uzanan hikâyesini; reklamlarla, magazinle ve güçle kurduğu ilişki sayesinde nasıl dokunulmaz bir isme dönüştüğünü ve hâlâ yanıtlanmamış sorularıyla birlikte anlattım. Fark etseniz de etmeseniz de bu adamın hikâyesi bugün hâlâ yaşanıyor: bir ev almaya hazırlanan, bir halka arza para yatıran, her deprem haberinde oturduğu binayı düşünen ya da “bu ülkede hesap gerçekten herkesten soruluyor mu” diye soran herkesin karşısına, bir şekilde, bu isim çıkıyor.
https://www.youtube.com/watch?v=V1HuhKcbojQ