2002 yılında, daha 6 yaşındayken Kapalıçarşı serüvenim başladı. Çay getir, çay götür, küllük yıka, pırlanta sil… Böyle başladık.
Okul hayatımız çok uzun olmadı. Kapalıçarşı’nın suyunu bir kere içen adam zaten okulu pek sevmez. Bizde de biraz öyle oldu. 😄
Yıllar geçti. Pandemiden önce zaten iflas etmiştik. Piyasa çok kötüydü, iş bulmak kolay değildi. Tam işsizlikle mücadele ederken pandemi başladı ve süreç daha da zorlaştı.
Üstelik o dönemde evimin kirası, ev eşyalarımın borcu vardı eşime ve oğluma bakıyordum. Sorumluluklarımız vardı, oturup bekleme gibi bir lüksümüz yoktu.
Su sattım, garsonluk yaptım, Starbucks’ta işe girdim. Ne iş çıktıysa yaptık, ekmeğimizin peşinden koştuk.
Sonra R10 ile tanıştım.
Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatın insana hiç beklemediği yerlerden kapılar açabildiğini görüyorum. Her şey bir anda düzelmiyor. Bazen gerçekten dibe vurduğunuzu, çıkış yolu olmadığını düşündüğünüz zamanlar oluyor.
Ama hayat böyle bir şey. Bazen yıllarca verdiğiniz mücadelenin karşılığını bir anda alıyorsunuz.
Şartlar ne kadar zor olursa olsun pes etmeyin. Çalışın, mücadele edin ve elinizden geleni yapın. Bugün yaşadığınız zorluk, yarın dönüp baktığınızda hayatınızdaki en önemli dönüm noktalarından biri olabilir.