Bedenimiz nasıl acıkıyor ve her gün su içmekten yorulmuyorsak, ruhumuz da acıkıyor ve yoruluyor. Hayatın stresi, gelecek kaygısı, sevdiklerimizi kaybetme korkusu... Bütün bunlar insanı çok yoruyor. Risale-i Nur'da çok güzel bir tabir var; "Geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir." diyor. Benim için de tam olarak bu. Dünyanın fişini çekip, ruhumu dinlendirdiğim ve nefes aldığım bir sığınak. İnsan dışarıdan güçlü görünse de aslında çok zayıf bir varlık. İhtiyaçlarımız sonsuz ama gücümüz çok kısıtlı. Hastalıklara, ölüme, ayrılıklara karşı elimizden hiçbir şey gelmiyor. Ben bu kadar ağır bir yükü tek başıma omuzlayamam. Namaz kılıyorum çünkü kendi çaresizliğimi kabul edip, her şeye gücü yeten sonsuz bir güce sırtımı dayamaya ihtiyacım var. Bu koca evrende kimsesiz olmadığımı, her şeyi kontrol eden birinin huzurunda olduğumu hissetmek bana gerçek bir güven veriyor.Bana sağlığım, vaktim, sevdiğim insanlar ve hayat bedava verilmiş durumda. Namaz, bu devasa sisteme ve bana bunları verene karşı yaptığım en sade teşekkür. Aynı zamanda günde beş defa hayatı durdurup, 'Her şeyi ben kontrol etmek zorunda değilim, dertleri omuzumdan bırakabilirim' dediğim kısa molalar. Yoksa bu dünyanın hızına ve stresine dayanmak çok zor olurdu.