Ateist değilim, panenteizm inancına yakınım.
Bilimsel gerçekler, insanın onları nasıl algıladığına göre oluşmaz. İnsan sadece doğada zaten var olan olayları gözlemler ve açıklamaya çalışır.
Enerji de yoktan ortaya çıkan veya tamamen yok olan bir şey değildir. Fizikte enerji genellikle bir biçimden başka bir biçime dönüşür. Örneğin elektrik enerjisi ışığa ve ısıya dönüşebilir.
Bir şeyin “önceden yoktu, sonra ortaya çıktı” denebilmesi için zaman kavramına ihtiyaç vardır. Çünkü “önce” ve “sonra” ancak zaman içinde anlam kazanır. Ancak bir şeyin başlangıcının olması, mutlaka bir sonunun da olacağı anlamına gelmez. Sürekli genişlediğini gözlemleyebildiğimiz evren, insan algısındaki varoluş bilgisinin en bilinmezlikle dolu ve en büyük parçasıdır.
“İlk enerji nasıl oluştu?” sorusu, enerjinin oluşmasından önce zamanın zaten var olduğunu kabul eder. Oysa modern kozmolojiye göre zaman ve uzay da evrenin bir parçasıdır. Zaman evrenle birlikte başladıysa, evrenden “önce” ne olduğu sorusu anlamını kaybedebilir. Çünkü “önce” diyebilmek için zaten zamanın var olması gerekir.
Büyük Patlama teorisi de enerjinin mutlak hiçlikten nasıl oluştuğunu açıklamaz. Yalnızca evrenin geçmişte çok sıcak ve yoğun bir durumda olduğunu ve zamanla genişleyip soğuduğunu açıklar. İlk genişlemeyi neyin başlattığı veya bundan önce ne olduğu henüz kesin olarak bilinmemektedir.
Bu nedenle bilimsel olarak en dürüst cevap şudur: İlk enerjinin nasıl ortaya çıktığını bilmiyoruz. Belki enerji ve uzay-zaman birlikte ortaya çıktı, belki enerji hiçbir zaman oluşmadı ve her zaman vardı, belki de henüz bilmediğimiz başka bir fiziksel süreç söz konusu. Ancak günümüzde bunlardan herhangi birini kesin gerçek olarak söylemek mümkün değildir.
Bir dine mensup olmamamın temel nedenlerinden biri, dinlerin insanlık tarihi boyunca birbirinden etkilenerek, önceki inançlardan bazı unsurları devralarak ve zamanla değişerek ortaya çıkmış olmasıdır. Bugünkü İbrahimî dinler de insanlık tarihinin oldukça geç bir döneminde, yaklaşık birkaç bin yıl önce şekillenmiştir.
Bu dinlerin anlatılarında insan doğasını, evreni ve günümüz dünyasını insanüstü bir kaynaktan geldiğine beni ikna edecek ölçüde derin ve özgün bir açıklama göremiyorum. İçerdikleri düşünceler, çoğu zaman ortaya çıktıkları toplumların kültürü, değerleri ve ihtiyaçlarıyla açıklanabilecek nitelikte görünüyor.
Üstün bir varlığın var olabileceği ihtimalini bütünüyle reddetmiyorum. Fakat böyle bir varlık insanlığa bir mesaj göndermiş olsaydı, bunun günümüzdeki dinlerden daha eski, daha evrensel ve insan zihninin kolayca üretebileceği anlatılardan çok daha derin olmasını beklerdim. Bu anlatının emirler, cezalar ve kudret gösterileri üzerine değil; insanın anlamakta zorlanacağı kadar kapsamlı, fakat üzerinde düşündükçe anlam kazanabilecek kadar tutarlı ve yüce bir anlayış üzerine kurulması benim için daha ikna edici olurdu.