İlk başta kulağa gerçekten garip geliyor, çok haklısın. Yani koskoca devlet başkanının arabasını neden yabancı bir şoför sürsün, arabada mühim bir şey konuşulsa ne olacak diye düşünüyor insan. Ama işin içine girince aslında bunun bir güvenlik zafiyeti değil, tam tersine hayati bir güvenlik kuralı olduğunu anlıyorsun.


Şöyle düşün: İstanbul veya Ankara'nın ortasında bir acil durum, saldırı ya da kaza yaşandı diyelim. İzlandalı bir şoförün İstanbul trafiğini, alternatif kaçış sokaklarını, ters yönleri ya da en yakın hastanenin acil girişini saniyeler içinde hatırlama şansı var mı? Yok. O direksiyonun başına geçenler sıradan şoförler değil zaten. Hepsi Emniyet veya Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ileri taktik sürüş, anti-terör ve suikasttan kaçış eğitimi almış özel operasyon polisleri. Olası bir durumda hayat kurtaracak olan şey, yolu ezbere bilen ev sahibi ülkenin şoförü.


Dünyada sadece Amerika (uçağa atıp getirdikleri o meşhur zırhlı araçları The Beast ile), Rusya ve bazen Çin gibi kendi küresel ağları olan birkaç süper güç kendi arabasını ve şoförünü taşıyor. Çünkü bir zırhlı makam aracını kargo uçaklarıyla kıtalararası taşımak inanılmaz maliyetli ve zahmetli bir iş. Dünyadaki ülkelerin yüzde 95'i gittiği ülkenin devlet protokolünün sağladığı araçları ve şoförleri kullanıyor.


"E peki arabada gizli bir şey konuşurlarsa ne olacak?" kısmına gelirsek... Gelen liderler ve yanındaki diplomatlar o arabanın ev sahibine ait olduğunu zaten biliyorlar. O yüzden gerçekten mahrem veya ülkesi için çok gizli bir devlet meselesini arabanın arka koltuğunda ulu orta konuşmuyorlar. Zaten makam araçlarının çoğunda şoförle arayı ayıran ses geçirmez paravanlar oluyor ama yine de risk almazlar. Önemli ve gizli görüşmelerini büyükelçiliklerdeki dinlemeye karşı özel yalıtımlı güvenli odalarda ya da kendi getirdikleri kriptolu cihazlarla yapıyorlar.


İşin kanun ve kural kısmında da bu aslında keyfi bir tercih değil, uluslararası bir mecburiyet. 1961 Viyana Sözleşmesi diye küresel bir diplomasi kanunu var. Bu sözleşmeye göre gelen misafir liderin can güvenliğinden, burnunun bile kanamaması durumundan yüzde yüz ev sahibi ülke sorumlu. Yani İzlanda Başbakanı'na Türkiye'de bir şey olsa hesabı direkt Türkiye'den soruluyor. Bizim kendi iç kanunlarımızda da (İl İdaresi Kanunu, Emniyet koruma mevzuatları vs.) yabancı konukların güvenliğini sağlama ve konvoyu yönetme görevi doğrudan bizim valiliklerimize ve polisimize verilmiş durumda. Başka bir ülkenin korumasının gelip bizim sokaklarımızda kendi başına yol kesmesi veya trafiği yönetmesi zaten egemenlik haklarına da aykırı olurdu.


Kısacası sistem şu şekilde işliyor: Arabayı bizim eğitimli polisimiz sürüyor, yolu bizim ekibimiz açıyor, kapıyı bizim görevlimiz açıyor. Ama gelen liderin hemen bir adım arkasında ya da arabanın ön yolcu koltuğunda mutlaka kendi ülkesinin silahlı yakın koruması (mesela Amerikalıların Secret Service ajanları) hazır bekliyor. Yani zafiyet değil, aksine herkesin iş bölümü yaptığı en güvenli yöntem bu.

Bu arada diplomasi, uluslararası ilişkiler gibi alanlara ilgi duyuyor ve bu alandaki gelişmeleri de takip ediyorsanız, teknopark destekli projem; deeplomap.com'u incelemenizi tavsiye ederim hocam.