Konu işte tam da burada derinleşiyor..
Başkaları için elinizdeki hiçbirşeyden vazgeçmemek..
Kimseyi memnun etmeye çalışmamak (Anne Baba vs.)
Saygıda kusur etme, ama yolundan da dönme...
Bu hayat herşeyiyle sana ait çünkü..
Liste uzar gider..
Aslında tam da bunu sorguluyorum. 32 yaşında bir arkadaşınız, abiniz kardeşiniz zırtınız pırtınız olarak. “Zamanın kıymetini bilmek” lafı hep söyleniyor ama çoğu zaman içi doldurulmuyor.
Bence zamanın kıymetini bilmek sadece gezmek, eğlenmek, çalışmamak ya da kimseyi umursamamak değil. Daha çok insanın kendi ömrünü başkasının beklentilerine, korkularına, onayına ve bitmeyen telaşına ipotek etmemesi.
Hayatın anlamı da belki büyük ve tek bir cevap değil. Herkesin kendi içinde kurduğu küçük bir denge. Sevdiğin insanlarla gerçekten orada olmak, kendine ihanet etmeden yaşamak, emeğinin nereye gittiğini bilmek, değiştiremeyeceğin şeylere ömrünü gömmemek, değiştirebileceğin şeyler için de cesaret göstermek. Bu kadar şerefli olsa idi eğer dünya tabi mümkündü.
Zamanın kıymeti de sanırım şurada başlıyor: Bir gün geriye baktığında “Ben hep başkaları ne der diye yaşadım” dememek. “Kendi hayatımda figüran olmuşum” hissine düşmemek.
Anne babaya saygı, insanlara vefa, sorumluluk elbette var. Ama bunlar insanın kendi hayatını tamamen feda etmesi anlamına gelmemeli. Çünkü dediğiniz gibi yolun sonunda para, itibar, kavga, haklı çıkma çabası, çoğu şey önemini kaybediyor. Geriye gerçekten nasıl yaşadığın kalıyor.
Belki de zamanın kıymetini bilmek; neye evet dediğini, neye hayır dediğini bilmek. Kime zaman ayırdığını, ne uğruna yorulduğunu, hangi derdin gerçekten senin derdin olduğunu ayırt edebilmek.
Çünkü ömür kısa ama en kötüsü kısa olması değil; insanın kendi ömrünü hiç kendisi yaşamadan tüketmesi. Yani bence;
Zamanın kıymetini bilmek, ömrünü uzatmak değil; ömrünü sana ait kılmaktır.