Önce kavramları bilmek gerekir:
İblis bir cindir. Şeytanlık ise bir vasıftır.
Bu dünyada insanlar ve cinler şeytanlaşabilir.
Kötülüğe sevk edenlere şeytan denir.
Cinlerin ise insanlara doğrudan bir etkisi yoktur. Onlar insanları görebilirler ama insanlar onları göremezler.
Cinler insanlara vesvese verebilir. Vesveseye uyup uymamak insanın iradesine bağlıdır.
İnsanı günaha sürükleyen şey ise kendi iradesidir (nefs).
Oysa ki vicdan, toplumsal ahlak kuralları, adalet duygusu, utanma duygusu insanları kötülükten alıkoyabilir. Allah insanları bu normlar mekanizması ile donatmıştır.
Bu duygular vesveseden daha güçlüdür. Yani Allah insanlara her zaman merhametli davranır. Toplumsal normların çökmesini engeller, rızk dağıtır, kitlesel kıtlık gibi katı imtihanlara sokmaz. Bu durumlar normları değiştirir çünkü.
İyiliğe yönlendiren bunca sebep varken şeytanların küçücük vesvesesini bahane edip iradesine (nefsine) sahip çıkamayan kişi bir zahmet cezalandırılsın yani.
Toplumsal normlar ve ahlak kuralları evrensel, sabit ve doğuştan gelen ilahi koruma kalkanları değildir; tamamen coğrafi, kültürel ve tarihsel olarak inşa edilen esnek yapılardır.
Bir insanın "toplumsal ahlak" veya "utanma duygusu" dediği şey, içine doğduğu toplumun kodlarından ibarettir. Örneğin, antik dünyada kölelik normal ve ahlaki kabul ediliyordu; bugün ise büyük bir insanlık suçu. Dünyanın bir yerinde doğan çocuk, hayatta kalmak için çalmanın rasyonalize edildiği bir getto kültüründe büyürken, diğer yerdeki çocuk adalet ve refah içinde büyüyor.
Eğer insanı kötülükten koruyacak en büyük mekanizma "toplumsal normlar" ise, kötü, yozlaşmış veya adaletsiz bir toplumda doğan insanın suçu nedir? Çevre ve toplum, insan iradesini şekillendiren en büyük güçtür. Allah’ın insanı korumak için koyduğunu iddia ettiğiniz bu mekanizma, milyarlarca insan için daha baştan adaletsiz işlemektedir.
İnsanlık tarihi, tam da bahsettiğiniz o "toplumsal normları çökerten" korkunç kitlesel kıtlıklar, salgınlar ve savaşlarla doludur. 1932-1933 Sovyet Ukrayna'sındaki Holodomor kıtlığında, 1840'lardaki Büyük İrlanda Kıtlığı'nda ya da tarihteki büyük kuşatmalarda (örneğin Leningrad Kuşatması) insanlar açlıktan birbirlerini yemişlerdir. Normlar, ahlak ve utanma duygusu açlık karşısında tamamen çökmüştür.
Kur'an, "Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz" (Bakara, 155) der. Yani teoloji, kitlesel ve ağır imtihanların varlığını zaten kabul eder.
Eğer kendiniz de "Bu durumlar normları değiştirir" diyerek bu tarz büyük felaketlerin ahlakı yok ettiğini kabul ediyorsanız, tarih boyunca bu felaketleri bizzat yaşayan ve ahlaki normları çöken milyonlarca insanın günahını ve iradesini nasıl sistemin merkezine koyabilirsiniz? Demek ki insan iradesi, biyolojik ve çevresel şartlar karşısında iddia edildiği kadar "özgür" ve dayanıklı değildir.
Vesveseyi veya insanın içindeki negatif eğilimleri "küçücük" diyerek hafife almak, insan psikolojisini (psikanalizi, nörolojiyi, evrimsel dürtüleri) tamamen yok saymaktır.
İnsanın içindeki kötülük eğilimi sadece basit bir "fısıltı" değildir. İnsan, hayatta kalma ve üreme güdüleriyle donatılmış, öfke, şehvet, kıskançlık ve hırs gibi devasa biyolojik dürtülere sahip bir canlıdır. Hormonlar, beyindeki nörotransmitter dengesizlikleri, çocukluk travmaları ve genetik yatkınlıklar (örneğin antisosyal kişilik bozuklukları veya psikopati) insanı suça ve kötülüğe adeta sürükler.
Sistem, insanı bu kadar ağır ve patlamaya hazır bir psikolojik/biyolojik kokteylle (nefsle) yaratıp, üstüne bir de harici manipülatörleri (şeytanlaşmış insanları ve cinleri) sisteme dahil edip, sonra buna "küçücük vesvese" diyemez. Ortada adil bir denge yoktur; insanın biyolojik zafiyetleri ile idealize edilen ilahi normlar arasında devasa bir uçurum vardır.
En nihayetinde dönüp dolaşıp geldiğimiz yer şudur: Bu nefsi, bu sınırlarla ve bu zafiyetlerle kim yarattı ve insanın içine kim koydu?
Eğer bir mühendis, bir araba tasarlar ve onun fren sistemini (irade/vicdan) motor gücüne (nefs/dürtüler) kıyasla zayıf yaparsa, o araba kaza yaptığında suçlu araba mıdır, yoksa mühendis mi? "İnsan nefsine uymasaydı" demek, tasarım hatasını kullanıcıya yüklemektir.
Eğer Allah, insanın bu normlara rağmen nefse yenik düşeceğini ezeli ilmiyle zaten biliyor idiyse ve insanı yine de bu zayıf fıtratta yarattıysa, ceza mekanizması "adalet" değil, sadece önceden bilinen bir yenilginin cezalandırılması olur. İyiliğe yönlendiren sebepler (vicdan, akıl vb.) eğer iddia edildiği kadar güçlü olsaydı, insanlık tarihi bu kadar kanlı, zalimce ve günah dolu olmazdı. Pratik sonuç (dünyadaki kötülüğün muazzam boyutu), teorideki o "güçlü normlar mekanizmasının" aslında ne kadar yetersiz kaldığının en büyük kanıtıdır.