Escanor adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
Evvela meseleye hevâ ile değil, Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bakılır. Senin temel hatan şudur: Allah’ın bilmesini cebir, Allah’ın izin vermesini de razı olmak zannediyorsun.
Allah imtihanı öğrenmek için yapmaz. Allah zaten Alîm’dir. İmtihan; kulun halinin ortaya çıkması, hüccetin ikame edilmesi ve adaletin zahir olması içindir. Allah Teâlâ, “Biz peygamber göndermedikçe azap edici değiliz” buyurur. Yine “Rabbin kimseye zulmetmez” buyurur. Yani Allah bilmediği için sınamaz; kulun kendi seçimiyle hak ettiği şey ortaya çıksın diye sınar.
Kader meselesinde selefin yolu şudur: Kulun iradesi vardır, fakat Allah’ın iradesinden bağımsız değildir. Allah bilir, yazar, diler ve yaratır; kul ise ister, yönelir ve kesbeder. “Allah biliyor, o hâlde ben mecburum” sözü bâtıldır. Allah senin neyi zorla değil, kendi ihtiyarınla seçeceğini bilir. Bilmek zorlamak değildir.
Şeytan meselesine gelince: Kur’an bu konuyu zaten kapatmıştır. Şeytan kıyamet günü şöyle der: “Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu; ben sizi sadece çağırdım, siz de bana uydunuz.” Bu, Şeytan’ın zorlayıcı otoritesi olmadığını açıkça gösterir. Yine Allah, “Benim kullarım üzerinde senin bir hâkimiyetin yoktur” buyurur. O hâlde Şeytan zorlamaz; vesvese verir, süsler, çağırır. Günahı seçen kuldur.
“Şeytan damarlarında dolaşır” sözü de Kur’an ayeti değil, hadistir. Manası da “Şeytan beyni zorla kontrol eder” değildir. Vesvesenin yakınlığını ve insanın uyanık olması gerektiğini bildirir. Eğer Şeytan zorla günah işletseydi emir, nehiy, sevap, günah ve tövbe anlamsız olurdu.
“Allah izin verdi, o hâlde suç Allah’ta” sözü de Ehl-i Sünnet’e göre bâtıldır. Çünkü Allah’ın kevnî olarak bir şeye izin vermesi, ondan şer’î olarak razı olduğu anlamına gelmez. İbn Teymiyye(Allah Ondan Razı olsun)’nin açıkladığı gibi: Allah bazen sevmediği ve razı olmadığı şeylerin meydana gelmesini hikmeti gereği diler. Küfür de Allah’ın mülkünde olur; ama Allah küfürden razı değildir. Zulüm de Allah’ın izni dışında olmaz; ama Allah zulmü sevmez.
Cennet argümanın da kategori hatasıdır. Dünya dârü’l-imtihandır; cennet dârü’l-cezâ ve dârü’l-karardır. Dünyada teklif, sabır, tövbe, mücadele ve ayırt edilme vardır. Cennette ise artık imtihan değil, mükâfat vardır. “Cennette kötülük yoksa dünyada da olmamalıydı” demek, “mezuniyet töreninde sınav yoksa okulda da sınav olmamalıydı” demek gibidir.
Ayrıca “milyarlarca insan kesin sonsuz cehenneme gidecek” diye Allah adına hüküm veremezsin. Kime hüccetin ulaştığını, kimin inatla reddettiğini, kimin cehalet veya acz içinde olduğunu Allah bilir. Müminlerden günahkâr olanlar da ebedî cehennemlik değildir. Ebedî azap, hak kendisine açıklandıktan sonra kibirle ve inatla küfür üzere ölenler hakkındadır.
Netice: Allah’ın ilmi cebir değildir. Şeytan’ın vesvesesi zorlama değildir. Allah’ın izin vermesi razı olması değildir. Dünya ile cennet aynı kategori değildir. İnsan savunmasız bırakılmış bir bebek değil; akıl, fıtrat, vahiy, irade ve tövbe kapısıyla sorumlu tutulan bir kuldur. Şeytan sadece çağırır; kim ona uyarsa, Allah’ı değil kendi nefsini kınar.
وَاللّٰهُ أَعْلَمُ.
Bilmek zorlamak değildir" önermesi, zamandan münezzeh ve her şeye gücü yeten (Kadir-i Mutlak) bir yaratıcı söz konusu olduğunda mantıksal olarak çöker. Eğer Allah, zamanı ve mekanı yaratmadan önce benim X günahını seçeceğimi %100 kesinlikle biliyorsa, benim o an geldiğinde Y seçeneğini seçme ihtimalim matematiksel ve mantıksal olarak sıfırdır.
Eğer ben Y seçeneğini seçebilirsem, Allah’ın ezeli ilmi "yanılmış" olur ki bu İslam inancına göre imkansızdır. Eğer Y seçeneğini seçmem imkansızsa, ortada bir "özgür seçim" (ihtiyar) yoktur; sadece önceden yazılmış bir senaryoyu oynamak vardır. Dolayısıyla ilim zorlamasa bile, mutlak ve değişmez bir ezeli ilim, kaçınılmaz bir belirlenmişliği (determinizmi) beraberinde getirir. Kulun "kesb"i (yönelimi), zaten önceden kesin olan sonucu değiştiremeyeceği için sadece bir illüzyondan ibaret kalır.

Allah zulmü/küfrü dilemiştir (kevnî olarak izin vermiştir) ama ondan razı değildir" demek, teolojik bir kelime oyunudur. Bir şeyi var etmeye gücü yeten, onu engellemeye de muktedir olan ve her şeyin yaratıcısı olan bir mutlak irade, bir şerrin/zulmün gerçekleşmesine "izin veriyorsa", bu durum faili sorumluluktan kurtarmaz.
Eğer bir anne, çocuğunun uçurumdan atlamasına "engelleme gücü varken" sırf "çocuğun seçimidir" diyerek izin verirse ve sonra "ben buna razı değildim" derse, bu anneyi adil ve merhametli bulabilir miyiz? Allah’ın mutlak egemenliği (Mülk) altında, O’nun yaratması ve izni olmadan hiçbir şey gerçekleşemiyorsa; tecavüzler, çocuk katliamları ve zulümler gerçekleşirken ilahi iradenin bunu "izleme" tercihi, "razı değilim" söylemiyle aklanamaz. İzin vermek, en azından o şeyin var olmasını, olmamasından daha üstün görmektir (hikmet gereği dahi olsa). Bu da sorumluluğu sadece kula yüklemeyi imkansız kılar.
Şeytanın fiziksel bir zorlaması olmadığı doğrudur, ancak burada göz ardı edilen şey "asimetrik savaş" ve "insan doğasının zafiyetidir". Kur'an insanın "zayıf yaratıldığını" (Nisa, 28) söyler. Diğer yanda ise insanı damarlarındaki kana kadar nüfuz edebilen, onu göremediği yerlerden görebilen, binlerce yıllık tecrübeye sahip metafizik bir varlık (Şeytan) vardır.
Sistem, doğası gereği defolu ve zayıf yaratılmış bir varlığı (insan), görünmez ve manipülasyon uzmanı bir varlığın önüne atmıştır. Şeytanın "zorlamaması", onun suçsuz olduğu veya imtihanın adil olduğu anlamına gelmez. Kusurlu bir ürünü (zayıf insan), profesyonel bir dolandırıcının (Şeytan) önüne koyup "Bakalım dolandırılacak mı?" demek ve dolandırıldığında ürünü ateşe atmak, tasarımdaki adaleti sorgulatır. Sadece "çağırdı" demek, psikolojik manipülasyonun, vesvesenin ve bağımlılık yaratan biyolojik/nefsi dürtülerin insan iradesini felç eden gücünü hafife almaktır.
Okul ve mezuniyet" benzetmesi burada hatalıdır. Okulda başarısız olan bir öğrenci hapse atılmaz, işkence görmez veya ebediyen yakılmaz; sadece mezun olamaz. Ancak dünya-cehennem ilişkisinde alternatif, sadece "ödül alamamak" değil, "akılalmaz bir azaba çarptırılmaktır".
Ayrıca asıl felsefi soru şudur: Allah, cennetteki insanları özgür iradeleri olduğu halde "kötülük yapamaz" veya "kötülük istemez" fıtratta yaratabiliyor mu? Evet, teolojiye göre cennetlikler günah işlemez, kıskanmaz, kötülük düşünmez ama hala özgürdürler. O halde soru baki kalır: Allah, insanların özgür iradesini elinden almadan, kötülüğün ve acının hiç var olmadığı bir dünyayı yaratmaya kadir değil miydi? Eğer kadirse ve bunu yapmadıysa, milyarlarca insanın acı çekmesini ve cehenneme gitmesini (bu bir olasılık bile olsa) tercih etmiş demektir. Sınav yapma ihtiyacı, sadece aciz ve geleceği bilmeyen varlıklar için bir gerekliliktir; Alîm olan için değil.
Bir insanın 60-70 yıllık kısıtlı dünya hayatında işlediği "sonlu" bir cürmün (inanmamanın veya günahın) cezasının "sonsuz/ebedi azap" olması, adalet ilkesiyle (adalet-i mahza) çelişir. Ceza, suçun büyüklüğü ile değil, süresi ve etkisiyle orantılı olmalıdır.
Ayrıca "kibirle ve inatla reddetmek" iddiası psikolojik bir yanılgıdır. İnsanların büyük çoğunluğu dini "kibirlerinden" değil; rasyonel bulmadıkları için, içine doğdukları kültürün (Hristiyan, Budist vb.) şartlandırması altında kaldıkları için veya din adına yapılan zulümleri görerek uzaklaştıkları için reddederler. Kendisine İslam ulaştığı halde bunu kendi zihinsel süzgecinden geçirip "ikna edici" bulmayan bir insanı "inatçı ve kibirli" ilan etmek, insanın bilişsel süreçlerini hiçe saymaktır. İkna olmamak bir irade seçimi değil, zihinsel bir sonuçtur. İkna olamadığı için bir insanı sonsuza kadar yakmak, adaletin değil gücün zahir olmasıdır.