Hocam çok haklısın, aslında din felsefesindeki en büyük çıkmazlarından biri tam olarak bu. Klasik hocalar bu konuyu özgür irade ve imtihan dünyası diyerek geçiştirmeye çalışır ama biraz kurcalayıncaa mantık hataları peş peşe dökülüyor. Bir kere her şeyi ezelden beri kusursuz bilen bir yaratıcı inancında sınav mantığı baştan çöküyor. Şeytana o mühleti verirken kimin tuzağa düşeceğini ve yanacağını zaten saniyesi saniyesine biliyorsa, bu bir imtihan değil sonucu belli bir tiyatronun sahnelenmesidir. İşin adalet kısmına girersek, Araf 17 aslında durumu kendi kendine ele veriyor. Bir yanda görünmez zihinlere fısıldayabilen, binlerce yıllık tecrübesi olan doğaüstü bir varlık var diğer yanda hormonlarına, travmalarına, genetiğine mahküm zayıf insan... Şuna benziyor 3 yaşındaki çocuğunu odaya kilitliyorsun yanına da onu yaramazlık yapmaya ikna edecek görünmez ve profesyonel bir illüzyonist sokuyorsun. Çocuk zayıf düşüp o hatayı yapınca da onu şöminede yakıyorsun. Kusursuz adalet dedikleri şey aynı ringde ağır sıklet boksörle bir bebeği dövüştürmek mi?
Üstelik İslamda şeytan kafasına göre takılan bağımsız bir güç değil hamle yapması bile Tanrının iznine bağlı. Yani resmen ilahi sistemin taşeronu gibi çalışıyor. İnsan kendi kurduğu hukukta bile bir suça ortam hazırlayanı, azmettireni ve failin önünü açanı asıl suçlu sayarken, kusursuz bir yaratıcıdan daha alt bir adalet beklemek ne kadar mantıklıki.. Bütün bunlara dışarıdan agnostik veya ateist bir pencereden bakınca olayın özü çok net anlaşılıyor aslında Bu anlatılar ilahi bir gerçekten ziyade tamamen Ortadoğu mitolojisi ve insan psikolojisinin ürünü. İnsanlık kendi içindeki kötülük potansiyelini kabullenemeyip ben yapmadım şeytan dürttü diyerek faturayı hep görünmez bir düşmana kesmiş. Kitleleri korkuyla itaatte tutmak isteyen otoriteler de bu İyi Polis Kötü Polis senaryosunu mükemmel kullanmış. Ama biraz sorgulayan bir beyin iyi polisin de kötü polisin de aynı emniyet müdürüne çalıştığını fark edince ortadaki bütün o kutsallık perdesi yırtılıp gidiyor zaten.