Önce şu yanlışı düzeltelim: Kur'an, şeytanı insanın karşısına dikilmiş ve insanı zorla günaha sürükleyen ikinci bir ilah gibi anlatmaz. Şeytanın gücü telkin gücüdür cebir gücü değildir. Kur'an'ın kendi beyanına göre şeytan, kıyamet günü insanlara 'Benim sizin üzerinizde bir zorlayıcı gücüm yoktu, ben sadece çağırdım, siz de geldiniz' diyecektir. İbrahim Suresi 22. ayet
Burada asıl mesele, Allah'ın şeytana neden mühlet verdiği değil insanın neden özgür iradeyle yaratıldığı. Eğer şeytan olmasaydı yanlış tercih imkanı da olmayacaktı. Yanlış tercih imkanı olmayan yerde ahlak olmaz. İyiliğin değeri kötülüğün mümkün olduğu bir ortamda ortaya çıkar.
Şeytanın varlığı bir zorbalık değil imtihan düzeninin unsurlarından biri. Fakat dikkat edin Kur'an insanın karşısına yalnız şeytanı koymuyor. Akıl veriyor, vicdan veriyor, peygamber gönderiyor, kitap gönderiyor, evreni ayetlerle dolduruyor. Yani insan şeytan karşısında silahsız bırakılmış değildir.
Öyleyse günahın asıl sebebi Allah değil mi? sorusuna gelince
Kur'an'ın mantığında Allah imkanı yaratır ama tercihi insan yapar. Bir öğretmen sınav açınca öğrencinin başarısızlığının faili öğretmen olmaz çünkü sınav başarısızlığı zorunlu kılmamaktadır. Aynı şekilde Allah şeytanın varlığına izin verir fakat insanı şeytana mahkum etmez. Burada adaletin ölçüsü güçlerin eşitliği değil sorumluluğun kapasiteye göre verilmesidir. Kur'an'ın iddiası şudur: Allah insana taşıyamayacağı yükü yüklemez. Eğer insan gerçekten şeytan karşısında çaresiz olsaydı ilahi yargılama zaten anlamsız olurdu.
Dolayısıyla mesele 'Allah şeytana neden izin verdi?' sorusundan çok, 'özgür irade içeren bir evrende kötülük ihtimali olmadan ahlaki sorumluluk mümkün müdür?' sorusu. Kur'an'ın cevabı "Hayır, mümkün değildir."
Tabi buna karşı şu itiraz da yapılabilir "İnsan ile şeytan arasındaki güç farkı gerçekten adil bir sınav oluşturuyor mu?" İşte tartışmanın en güçlü felsefi noktası da burası 🙂
Verdiğin öğretmen-öğrenci örneği çok popüler ama mantıksal olarak hatalı. Bir öğretmen sınav yapar çünkü öğrencinin kalıp kalmayacağını, ne cevap vereceğini yüzde yüz kesinlikle bilmez. Sınav bir ölçme aracıdır.
Ancak Allah, zamandan ve mekandan münezzehtir, her şeyi önceden bilir (Alîm). Ben daha doğmadan milyarlarca yıl önce, benim hangi günahları işleyeceğimi, şeytanın hangi fısıltısına kanacağımı ve sonuç olarak cehenneme gideceğimi %100 kesinlikle biliyor muydu? Evet.
Peki ben, Allah’ın bu mutlak ve yanılmaz bilgisin dışına çıkıp O’nu yanıltabilir miyim? Yani 'Allah benim cehenneme gideceğimi biliyor ama ben sürpriz yapıp cennete gideyim' diyebilir miyim? Hayır. O zaman benim yapacağım tercihler zaten önceden kesinleşmiştir. Seçim imkanı olmayan yerde 'özgür irade' bir illüzyondur. Öğretmen öğrencinin kaderini yazmaz ama Allah yazar.
Şeytanın sadece 'çağırdığını' söylüyorsun ama şartlar eşit değil. Şeytan dediğimiz varlık görünmez, ölümsüz (kıyamete kadar mühlet verilmiş), insan psikolojisini ve zaaflarını 1400 yılı aşkın süredir milyarlarca insan üzerinde deneyimlemiş metafizik bir uzman.
Karşısındaki insan ise etten kemikten, açlık, korku, şehvet gibi biyolojik zaafları olan, görünmeyen bir varlığa karşı savunmasız, ortalama 70 yıl yaşayan aciz bir canlı. Üstelik Kur'an, şeytanın insanın damarlarında dolaştığını (telkinin doğrudan beyne fısıldandığını) söyler. Görünmez, ölümsüz ve profesyonel bir ayartıcıyı, biyolojik zaafları olan epitel bir canlının üzerine salıp 'Bak zorlamıyor, sadece fısıldıyor' demek adil bir turnuva mıdır? Bu, bir ağır sıklet boks şampiyonunu bir bebeğin karşısına çıkarıp 'Ben sadece vuruyorum, çocuk da gardını alsaydı' demeye benzer
İyiliğin ve ahlakın var olması için kötülük ihtimalinin ve Şeytan'ın şart olduğunu söylüyorsun. O zaman sana İslam'ın vaat ettiği Cennet üzerinden bir soru:
Cennette kötülük, günah, haram veya Şeytan olacak mı? Hayır. Peki Cennetteki insanlar ahlaksız mı olacak? Orada özgür irade olmayacak mı? Eğer Cennet, içinde hiçbir kötülük ve günah ihtimali barındırmadığı halde 'kusursuz, ahlaki ve mükemmel' bir yer olabiliyorsa, demek ki Tanrı kötülük ihtimali olmadan da kusursuz ve mutlu bir evren yaratabiliyormuş!
Öyleyse neden dünyada insanlara acı çektirmek, tecavüzlere, cinayetlere, savaşlara (yani kötülüğe) ahlak üretmek adına izin veriyor? Cennette kötülük olmadan ahlak olabiliyorsa, dünyada neden olmasın?
İbrahim 22. ayet aslında benim argümanımı destekliyor. Şeytan mahkemede 'Ben sadece çağırdım' diyerek sıyrılacaksa, asıl soru şudur: O fısıldayan sesi oraya kim koydu?
Evrende tek bir yaprağın bile Allah'ın izni ve iradesi dışında kıpırdamadığına inanıyorsunuz. Şeytan’a bu fısıldama yeteneğini, bu görünmezlik pelerinini ve bu mühleti veren Allah değil mi? Eğer bir bilgisayar programcısı, yazdığı yazılıma bir virüsün sızmasına bilerek izin verir ve o virüsün sistemi çökerteceğini önceden bilirse; suç virüste midir, virüse izin veren yazılımcıda mı? Şeytan sadece görevini yapıyor; asıl sistemi, imtihan simülasyonunu ve bu acı dolu düzeneği kuran failin kendisi sorgulanmalıdır.
Son olarak; Allah, Şeytan'ın insanları saptıracağını ve milyarlarca insanın bu yüzden cehennemde sonsuza kadar cayır cayır yanacağını yaratmadan önce kesin olarak biliyordu. Buna rağmen sistemi böyle kurdu. Peki, milyarlarca insanın sonsuz işkence görmesi pahasına kurulan bu 'imtihan ve ahlak' düzeni, sence ne kadar 'Merhametli' bir Tanrı modeline uyuyor? Hiç yaratmamak, sonsuz işkenceye mahkum etmekten daha merhametli değil midir?