bu süreci şanslıyım ki oldukça erken yaşta tattım. yanılmıyorsam 21-22 yaşlarında iyi seviyelerde kazançları gördüm ve bu boşluğu yaşadım. o gün olayların para pul maddiyat olmadığını idrak etmiştim. sonra şu sonuca vardım. insan, fayda için yaşamalı. bir şey yapmalı ve yaptığı şeyler insan hayatına etki edip bunu kolaylaştırmalı. herkes kendisi için yaşayabilir. herkes aç karnını doyurma, mal mülk yığıp tadını çıkarmak için yaşayabilir ama bütün bu zevkler anlıktır, maddidir. manevi bir tatmin ise insanın insan olma vasfının karşılığıdır, bunun için çalışmalıdır. manevi tatmine giden yegane yol ise insanın potansiyelinin uç limitlerine erişmesi için mücadele vermesidir. bir insan sahip olduğuna inandığı potansiyelini kullanacağı bir yolda ilerlemiyor, o potansiyeli iç ediyorsa muhtemeldir ki gelecekte odlukça pişmanlık duyacaktır. ancak potansiyeline inanıp ona erişmek adına bir yola çıkıp o yola vardıktan sonra elde ettiği deneyimlerin tümüyle de topluma, insanlığa fayda sunacak faaliyetlere girişiyorsa; o insanın edineceği haz ve mutluluk, her türlü maddi, anlık mutluluğun ötesinde olacaktır.

özetle. önce nesiniz, kimsiniz, neye ilginiz inancınız isteğiniz, beceriniz var bunları keşfedin. ardından tüm bunları kendi adınıza en üst düzeye nasıl çıkarırsınız buna yoğunlaşın. tüm bunların ardından da edindiğiniz donanımların tamamı size bir fayda üretme açısından hangi kapıları açabilir bunlara kafa yorun.

bu toplum ve dünyanın geneli hayatını gördükleri üzerine yaşar. gördükleri, heves ettikleri, sahip olmaya çalıştıkları maddiyatlar üzerine. bu yüzden ev alır araba alır döviz altın yığmaya kalkar. eriştikleri en fazla manevi haz ise ilerde torun torbaya rahat yaşamları için bi şeyler bırakacak olmalarıdır. ötesi genelde olmaz.

ancak gerçek anlamda herkese etki edecek sonuçlar var etmek için başka türlü düşüncelere ihtiyaç vardır. hayat düşüncedir, her şey düşünmekle ilgilidir. ulaşmak istediğiniz neticeler için önce düşüncelerine odaklanıp, onları geliştirin. düşünce, gelişen bir olgudur. insanı yapay zekadan ayıran yegane unsur da esasen bu. düşünceler yeni düşünceleri var eder, sıfırdan türetiriz. daha önce hiç aklımıza gelmeyen şeyler yavaş yavaş benlik bulmaya başlar ve bu düşünceler üst üste binerek bir inşa süreci yaratır. bu süreçlerden doğan yeni düşünceler yine üst üste binerek daha farklı düşünceleri aralar. ancak tüm bunların olabilmesi için önce bir karar sürecine, bir hedef sürecine girmek önemli. kafa dogmalarla, kısıtlarla, gördüklerine limitliyse ve fazlasına dair merak yoksa düşünmeye gerek de yoktur, dünün kopyası yaşarı hayat geçer gider. ancak bir hedef konuluyorsa ona ulaşmak için sürekli düşünceler var olmaya, düşündükçe üstüne yenileri dahil olmaya başlar.

bu yazıda üç temel konudan söz ettim. fayda, potansiyel, düşünce.

bunlara odaklanın. ilk konu potansiyel. nesin, kimsin, ne yapabilirsin, ne yapmak istersin, en uç noktan neresi olabilir, ona ulaşmak adına hangi mücadeleleri sabırla, ısrarla sürdürebilirsin.

ikincisi fayda. tüm bu potansiyele eriştikten sonra onu nasıl yönlendirebilirsin, fayda üretebilecek neler var edebilirsin.

üçüncüsü düşünce. tüm bu fayda üretebilecek konulara yoğunlaştığında hangi düşünceler zihninde oluşmaya başlıyor. her oluşan yeni düşünce bir öncekine dahil olduktan sonra ortaya daha yeni hangi düşünceleri çıkarıyor. bunların toplamı, önünüzdeki yolu açıp genişletecektir.

bir fayda örneği :

bu ülkede muhtemelen her 3 aileden birinin çocuğu yatağa aç giriyordur. ben bunu nasıl önleyebilirim, nasıl bu çocukların karınlarının tok olmasını sağlayabilirim.

bir başka örnek :

okulu bitiren gençler iş bulmakta zorlanıyor;

nasıl bir sistem kurabilirim ki bu gençlerin önü aydınlansın, geleceği daha rahat hale gelebilsin.sistemli, düzenli bir iş hayatına hızla atılabilsin.

vs.

başka hayatlara dokunmadan, sırf kendi menfaatiniz üzere yaşadığınız hayat büyük oranda eksik, yarımdır. içteki boşluk ancak manevi hislerle dolar, tamamlanır.


" En iyi fertler kendinden ziyade mensup olduğu toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren insanlardır. " - Atatürk