Selam olsun,
Herkes bir koşturma içinde ama kim nereye doğru ve neden koştuğunun farkında değil.
Parası olmayan hayatın sırrını ya da mutluluğu para da arıyor.
Parası olan hayatın sırrını ya da mutluluğu paranın elde edemeyeceklerinde arıyor.
İşi olan daha iyi iş arıyor, işi olmayan her işe koşturuyor.
Türkiye özelinde yazacağım elbette Uganda'da yaşamıyorum ama bu ülkemize has bir durumda değil bunu belirtmek isterim.
İnsanların önüne tıpkı bir tavşanın önüne koyulan havuç gibi elinde olmayan neyse o konuluyor.
Koşuyoruz yani çalışkan insanlarınız, azimliyiz koşarız da bu koşunun ne koşusu ya da koşturanı pek konu etmiyoruz.
İnsan olarak ergenliğe kadar olan kısmı ve hastalıkla geçecek yaşlılık kısmını çıkartırsak ortalama kaliteli yaşayacağımız en fazla 20 yılımız var.
Sürekli koşturuyoruz bir hedeften bir hedefe.
Hedefse elimizde olmayan ve olduğunda tamam olacağımız hissiyatıyla.
Şimdi konuyu okuyan arkadaşlardan maddi sıkıntıları olan "ne diyor bu adam?" diyebilir ya da başka insanlar samimiyeti kötüye kullanıp kafan mı güzel diye espriler yapabilir.
Yani gömme edebiyatının müdavimi çoktur herkes bir şekilde istediğini yazabilir.
Mesela ülkemizde bundan 10 sene önce sabit maaşınızla ev ve araba alabilirdiniz.
Zordu elbette kredi çekeceksiniz, maaşınızdan aylık kesinti olacak ama zorlarsanız alıyordunuz.
Koşulan nokta genel itibariyle bu oluyordu.
Bugün ise bunlar hedef bile değil. Sabit maaşla hayatta kalma üzerine koşturuyoruz.
Anlatmak istediğim şey birileri hedef koyuyor ve koşuyu düzenliyor.
At yarışında koşan atların milyonlarca liralık zenginleşmelerden habersiz olduğu gibi bizde kırbaçlana kırbaçlana koşturuyoruz.
Biz hep koştuğumuz yolu, koşuşu düşünüyoruz ya da koşarken elde ettiğimiz başarıları konuşuyoruz ama bu koşuları düzenleyenleri at misali fark etmiyoruz.
Ben koşarım ve kazanırım diye düşünülebilir hatta bu koşulardan haz bile alabilirsiniz bir at kazandığı yarıştan sonra gururla poz verir.
Atı süren, yarışı organize eden, bahisçiler yani bu yarışta atı koşturanlardan habersiz.
Sevgiler.