Bugün profesyonel bir tasarım süreciyle "yap-geç" mantığı arasındaki o uçurumu iliklerime kadar hissettiğim bir diyalog yaşadım. Paylaşmak istedim çünkü bu sadece benim değil, işine saygı duyan her tasarımcının ortak dertlerinden biri.
Olay şöyle gelişti:
Bir araç giydirme projesi için görüşüyoruz. Kasa ölçüleri elimde olsa da ısrarla aracın güncel fotoğraflarını, arka kapak detaylarını ve üzerindeki fiziksel aksamları görmek istedim.
Aldığım cevap: "Kardeşim ölçü belli işte, sen tasarımı yap geç. Ne fotoğrafı?"
Peki, ben neden o fotoğrafı görmeden "yapıp geçemiyorum"?
1. Menteşe ve Kilit Körlüğü: Tasarladığınız o devasa logonun tam ortasından bir menteşe geçmesi ya da en önemli iletişim numarasının kilit mekanizmasının (barın) altında kalması tam bir amatörlüktür.
2. Fiziksel Engeller: Aracın üzerindeki krom çıtalar, plakalıklar veya karoserdeki ek yerleri hesaba katılmadan yapılan bir tasarım, baskıdan sonra "çöp" olmaya mahkumdur.
3. Marka Prestiji: "Yap geç" denilen iş, araç yola çıktığında logonun parçalanmış, görsellerin kilitlerin altında ezilmiş görünmesine neden olur. Bu, o markanın vizyonunu yerle bir eder.
Bir tasarımcı olarak görevim sadece "ekranda güzel duran bir resim" çizmek değil; o görselin fiziksel dünyada, o aracın üzerinde kusursuz durmasını sağlamaktır. Parayı sokağa atmamak, markayı küçük düşürmemek için bu teknik detaylar tercih değil, şarttır.
Gelinen noktada; profesyonel hassasiyeti "vakit kaybı", kaliteyi ise "teferruat" sayan bir iş anlayışıyla yol yürümeyi tercih etmedim. Çünkü benim imzamı taşıyan her iş, sadece bilgisayar ekranında değil, o kamyonun arkasında da markayı en yüksek standartta temsil etmeli.
Kısacası; bazen "hayır" demek, markanızı ve kendi profesyonel imzanızı korumanın en etkili yoludur.
Sizce bir işin "hızlı" olması mı daha değerlidir, yoksa fiziksel detaylarla örtüşen "doğru" bir tasarım mı?