"Hocam toplumumuzda eskiden kalma bir 'diploma fetişizmi' olduğu doğru ama devir ve ekonomik şartlar çok değişti.
'Kızın babası' veya toplum aslında senin diplomanın rengine değil; 'Bu çocuğun düzenli bir işi, istikrarlı bir geliri ve kızıma/ailesine sunabileceği bir güvencesi var mı?' sorusunun cevabına bakar. Eskiden bu güvencenin tek yolu üniversite okuyup memur/mühendis olmaktı. Şimdi ise işsiz üniversite mezunları ordusu var.
Eğer sen liseden sonra ticarete atılıp işini oturttuysan ve maddi gücün yerindeyse, olay sadece yaptığın işi 'nasıl anlattığına (pazarladığına)' bakar.
Gidip 'Ben internetten bir şeyler yapıyorum, al-sat yapıyorum, serbest çalışıyorum' dersen insanlar güvencesiz görüp burun kıvırır. Ama takım elbiseni giyip 'Benim e-ticaret şirketim var, dijital hizmetler veren bir ajansım var, ithalat yapıyorum' dersen ve bunu hayat standartlarınla (arabanla, evinle, oturuşunla) desteklersen kimse sana 'Hangi üniversite mezunusun?' diye sormaz. Sorsa bile 'Ticaret lisesi/Lise mezunuyum, iş hayatına erken atıldım, şirketimi büyüttüm' demek saygı uyandırır.
Ancak çok kritik bir detay var: Üniversite insana sadece meslek değil; kültür, vizyon, diksiyon ve çevre katar. Diploma okumadan ticaretle zengin olabilirsin ama vizyonsuz veya kültürsüz kalamazsın. Kendini kişisel gelişimle, okuyarak, dünyayı takip ederek üniversite mezunundan daha kültürlü hale getirmelisin. Cebin para dolu olup iki kelimeyi bir araya getiremiyorsan, işte o zaman o masada 'okumamış' damgasını yersin.
Özetle; istikrarlı bir ticari başarı ve kendini iyi ifade edebilmek seni o masadan her türlü alnının akıyla kaldırır."