NoktaNet adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Sanki dünyada kadın kalmamış gibi diyosun da (saygısızlıktan Allah'a sığınırım), bahsettiğin Hz. Zeynep annemiz Peygamberimizin ÖZ HALASININ KIZI zaten. gözünün önünde büyümüş. akıl var mantık var.. madem mevzu dediğin gibi haşa nefsani bişey, o zaman bu kadın gencecik bekar bi kızken Peygamberimiz neden gidip evlenmedi? O dönemin arap toplumunda akraba evliliği gayet sıradan bişey, kimse de çıkıp yadırgamazdı bunu.
Ama ne yaptı? gitti soylu halasının kızını kendi elleriyle evlendirdi, sırf o dönemki köle-soylu ayrımcılığını yıkmak için eski bi azatlı köle olan Zeyd'le!! Hz.Zeyneb'in ailesi istemediği halde ikna edip yaptı bunu. Ama mizaçları uyuşmadı yürümedi evlilik, Zeyd de eşini boşamak istedi ve her seferinde Peygamberimiz (sav) "Allah'tan kork" diyerek Zeydi (ra) geri çevirdi.

işte dananın kuyruğunun koptuğu yer burası. O dönem evlatlık tam bir tabu araplarda. Dşardan birini evlatlık alıyosun, senin öz oğlun sayılıyor, karısı da senin öz gelinin sayılıyordu. İslamın bu SAHTE akrabalık yalanını ve bağını yıkması lazımdı. Ee bin yıllık bu tabuyu kim yıkacak? sokaktaki ali veli yapsa kimin umrunda olur? Bizzat toplumun liderinin, Hz.Peygamberin kendi hayatında uygulaması şart ki kırılsın o zincir.
Ahzab 37 ayetine bi de şu gözle bakmak lazım. Ayet haşa Peygamberin bi hevesini anlatmıyor, tam tersine Allah orada elçisini çok net bir şekilde uyarıyor. "İnsanlar ne der diye korktun çekindin, oysa asıl Allah'tan çekinmeliydin" diyor. Kendi arzusu olan biri niye milletin lafından bu kadar çekinsin bu işten? kendi uydurdu (!) diyosunuz ya hani, o zaman kendi yazdığı kitaba niye kendini uyaran, "milletten korktun" diyen bi ayet koysun?
şimdi kalkıp da 'ya işte kendini aklamak için, işi kılıfına uydurmak için bilerek böyle bi ayet yazdıysa' gibi bi akılsızlığa da sığınabilir insan. Baştan söyleyeyim o mantık da patlıyor. Neden?
Haşa, bi adam sırf bi kadını almak için uyduruktan ayet yazacak olsa, 'Allah bana bunu helal kıldı bitti gitti' der geçerdi. Neden milyarlarca insanın kıyamete kadar okuyacağı kitaba 'içinde sakladın, insanlardan korktun, oysa Allah'tan korkmalıydın' diye kendi çekingenliğini yazıp kendi kendini eleştirsin? Uydurma bi lider, sahte bi adam kendini her zaman kusursuz, süper cesur, ilahi iradeyle birebir uyumlu gösterir. Hiç kendi yazdığı kitapta kendini uyarır mı? Hatta Hz. Aişe annemizin bu konuda çok meşhur bi sözü var. der ki; 'Eğer Peygamber Kuran'dan bir ayet gizleyecek olsaydı, yemin ederim bu ayeti (Ahzab 37) gizlerdi.' düşün yani, bu ayet ve insanların laf edeceği bu görev Peygamberimize (s.a.v) ne kadar ağır gelmiş...

Konudan konuya atlanılmış ama buna da değinelim: Allah geleceği bilmiyor mu da peygamberin başına bişey gelince ayet iniyo mevzusu. Allah'ın herşeyi ezelden bilmesi ayrı şey, bi kanunun inmesi ve topluma yerleşmesi ayrı şey. tıp hocası ameliyatta hangi sıkıntının/komplikasyonun çıkacağını önceden adından iyi bilir. Öğrenciye bunu o an yaşandığında gösterir ameliyatta ki kafasına KAZINSIN, pratik olsun. Bu tıp hocasının çıkacak sonuçları bilmediği anlamına gelmez.

Allah, ayetleri ansiklopedi gibi pat diye tek seferde gökten indirseydi hayattan kopuk bi felsefe kitabı olurdu insanın fıtratına da uymazdı. Ayetlerin tam olayların üstüne inmesinin sebebi Allah'ın haşa yeni öğrenmesi değil, o an kanı kaynayan toplumun hafızasına o olayı EMSAL KARAR olarak kazımaktır. Yaşayarak öğrenilsin diyedir. Biraz olayın tarihi arka planını araştırılırsa büyük resim görülür. Not olarak da şunu düşmek istiyorum bu tür sorular genellikle öğrenmek maksadıyla sorulmuyor. Dinde bir açık yakalanmış gibi sorulunca da bir yere varılamıyor. halbuki onyıllar boyunca sorulan bir soru ve her defasında cevap açık ve net olmasına rağmen bir azınlık tarafından bilinçli bir şekilde ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor.
İslam inancına göre Allah bir şeyi haram veya helal kıldığında, toplumun buna uyması için Peygamber'in o durumu bizzat tecrübe etmesi gerekmez. Örneğin; içki haram kılındığında Peygamber önce içip sonra bırakmadı. Faizi kaldırmak için önce faiz alıp sonra vazgeçmedi.

Eğer mesele sadece "evlatlığın karısı helaldir" kuralını getirmekse, bir ayetle "Evlatlıklarınız öz oğlunuz değildir" (ki zaten Ahzab 4-5'te bu deniyor) denmesi hukuksal olarak yeterliydi. Bir tabuyu yıkmak için liderin o eylemi bizzat yapması gerektiği iddiası, ilahi iradenin gücünü hafife almak olur.


İyi bir tıp hocası, bir komplikasyonun çıkacağını biliyorsa öğrencisine önce o komplikasyonu önlemeyi öğretir. Burada ise olay patlak verdikten, Zeyd ve Zeynep'in evliliği travmatik bir şekilde bittikten ve toplumsal dedikodu yayıldıktan sonra "çözüm" olarak ayet geliyor.

Allah geleceği biliyorsa, neden Zeyd ve Zeynep'in mutsuz olacağı, Zeyd'in gururunun kırılacağı ve Peygamber'in "insanlar ne der" diye korkacağı bir sürece izin verdi? Bu kural en baştan (evlilik kurulmadan) koyulsaydı, bu insani dramlar yaşanmazdı.

Bir lider, toplumun çok sert tepki göstereceği bir işi yaparken "Ben bunu canım istediği için değil, Allah emrettiği için (hatta ben istemediğim halde, Allah beni azarladığı için) yapıyorum" derse, kendisine yönelecek tüm eleştirileri savuşturmuş olur. Yani "insanlardan korktun" ifadesi, aslında yapılan eylemi "ilahi bir zorunluluk" zırhına büründürür. Bu, eleştiriden kaçmak için en profesyonel yöntemdir.

Diyorsun köle ayrımı olmasın diye yapıldı. Eğer amaç buysa, bu deney başarısız olmuştur. Çünkü soylu Zeynep, azatlı köle Zeyd'i hiçbir zaman dengi görmemiş, evlilik bu kibir ve uyuşmazlık yüzünden bitmiştir. Sosyolojik bir devrim yapılacaksa, bu evliliğin sürdürülmesi ve başarısının kanıtlanması gerekirdi. Evliliğin bitip kadının Peygamber ile evlenmesi, "soylu kadına ancak en üst mertebedeki erkek layıktır" algısını pekiştirmekten başka neye yaramıştır?

Eğer Allah bir tabuyu yıkmak isteseydi, bunu travmalara ve dedikodulara gerek kalmadan tek bir ayetle 'kanun' olarak koyabilirdi. Bir 'hukuk devrimi' için Peygamber’in bizzat evlenmesinin şart olduğunu söylemek, İslam’ın evrensel ve mutlak emir gücünü zayıflatır. Ayrıca, bu evlilik soylu-köle eşitliğini sağlamamış, aksine 'soylu kadının köleyle yapamadığını' tescillemiştir. 'İçinde sakladın' ifadesi ise eyleme kutsallık ve zorunluluk kazandırmak için kullanılan bir retorik yöntemidir. Teşekkür ederim.