hepyasemin adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Şimdilerde herşeye daha kolay ulaşabiliyor ve daha çabuk sıkılıyoruz. Tahammul seviyemiz düşük, sabrımız düşük. Beklentilerimiz yüksek. Geniş bir kişisel alan istiyoruz. 7 sufi bir kilime sığar da 2 padişah bir iklime sığmaz demişler. Egolarımız çok yüksek ve bu yüzden iki kişi bir eve sığamıyor, birbirinin kusurlarına katlanamıyor ve de karşıdakinin sınırsız beklentilerini karşılamada yetersiz kalıyor. Bu devirde evlilik konseptini yürütmek zor. Ancak "tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş" denecek kadar uyumlu veya kendini insani olarak yetiştirmiş çiftler evliliğini "mutlu" olarak sürdürebilir. Boşanma oranları yüksek, boşanmayanlar da "mutlu" anlamına gelmiyor. Diğer bir faktör ise "eşitlik" kavramını toplumca yanlış anlıyor olmamız. Hiçbir idari birimin birden fazla yönetici olmaz. bir ülkenin bir başkanı, bir şubenin bir müdürü, bir sürünün bir çobanı olur. Bildiğiniz üzere belediye başkanı muhalefetten olan yerlerde, Bakanlık, valilik, kaymakamlık, savcılık adeta belediye başkanının kuyusunu kazıyor. Çünkü yetkilerin çakıştığı noktalar var, hepsi amir sonuçta. Ailenin bir reisi olmadığı için eşler ortak karar almakta zorlanıyor, birinin mutluluğu, diğerinin mutsuzluğu anlamına gelebiliyor, herkes başına buyruk davranıyor. Bireyselliğin üst noktada olduğu toplumlarda aile kurumunu ayakta tutmak zor, buna alışmak lazım. Veya aklımızı başımıza almamız gerekiyor.
Öncelikle uzun ve detaylı açıklama için çok teşekkür ederim. Konuya gelince dediğiniz gibi evlilik çift başlı bir idare şekli olmuyor. Biri muhakkak daha baskındır. Bu baskınlık ilişkiye yön veren kişiyi temsil eder. Hani meşhur bir söz var yuvayı dişi kuş yapar. Bana kalırsa kadın kontrolün sahibidir ve erkek yükü taşır. Burda dengeyi koruyan arada oluşan sevgi ve saygı temel yapı taşlarıdır. Biz bunları oluşturarak yuva kurmuyoruz
Bizler maddesel tercihler, görünüş beğenisi ve aileler istedi gibi seçimler yapıyoruz yada tamamen parasal evlilik türü. Sonuçta belli zaten boşanmak, ayrılmak ve kaos.