Bu akşam ilginç bir ruh hâli var piyasada.
Normalde sarı-lacivert kombinle gezen bazı arkadaşlar, bir geceliğine siyah-beyaza gönül vermiş durumda. Evet, sözüm hem Juventus’u destekleyenlere hem de bunu yaparken aynaya bakmamayı tercih edenlere.
Şimdi soralım:
Bu bir Avrupa dayanışması mı, yoksa “Galatasaray kazanmasın da kim kazanırsa kazansın” psikolojisi mi? Çünkü ortada romantik bir İtalya hayranlığı yok; mesele tamamen iç motivasyon.
Yıllarca “Türk takımı Avrupa’da başarılı olsun” söylemini yüksek sesle dile getirip, konu Galatasaray olunca bir anda Torino sevdalısına dönüşmek… Bu bir karakter gelişimi değil, bu bir refleks.
Profil fotoğrafı sarı-lacivert, kalp siyah-beyaz.
Yazı atarken “biz” diye başlayan cümleler, maç günü “Juventus’umuz”a evriliyor.
Bu nasıl bir hızlı kiralık duygusallık?
Bakın, Galatasaray'ı sevmemek anlaşılır. Futbol zaten rekabet.
Ama bir geceliğine başka bir kulübün formasını zihnen giymek?
Bu, derbide rakip tribüne gidip “aslında ben de sizi tutuyorum” demek gibi bir şey.
Muhtemel senaryoyu da yazalım:
Eğer Juventus iyi başlarsa: “İtalya futbolu başka seviye.”
Eğer Galatasaray baskı kurarsa: “Hakem izin veriyor.”
Gol gelirse: “Zaten bekliyorduk.”
Maç tersine dönerse: Sessizlik. Bildirimler kapalı. Hikâyeler silinmiş.
Asıl komik olan şu:
Bir yandan “Biz Avrupa’da şöyleyiz böyleyiz” anlatısı,
Diğer yandan Avrupa gecesinde başka bir takımın umutlarına sarılma pratiği.
Şunu net söyleyelim:
Rekabet omurgayla güzeldir.
Rakibi yenmek istersin, evet. Ama başka bir ülkenin kulübüne duygusal bağ kurarak değil.
Bu akşam destek serbest, kimse kimseye karışmaz.
Ama yarın sabah aynaya bakarken şunu unutmayın:
Dün gece siyah-beyaz sevinen kalp, bugün tekrar sarı-laciverte dönüyorsa, mesele futbol değil; mesele psikoloji.
Ve unutmayın…
Bazı takımlar Avrupa’da rakip arar,
Bazıları ise rakibinin rakibini.