Ramazan ayı geldiğinde insanın içinde tarif edilmez bir huzur uyanır. Sokakların sessizliği bile farklı olur, akşam ezanına doğru evlerin pencerelerinden yükselen yemek kokuları mahalleyi sarar. Ama yıllar geçtikçe dilimize dolanan bir cümle var: “
Nerede o eski Ramazanlar?”
Eskiden Ramazan, sadece oruç tutulan bir ay değil; paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikte olmanın zirveye çıktığı bir zaman dilimiydi. Mahalle kültürü daha canlıydı. İftar saatine yakın kapılar çalınır, “Bir eksiğiniz var mı?” diye sorulurdu. Kimse yalnız bırakılmazdı. İftar sofraları kalabalık olur, aynı ekmek bölüşülür, aynı sudan içilirdi. Sofrada olanın değeri, çeşitliliğinde değil; muhabbetindeydi.
Teravih namazları ayrı bir heyecan taşırdı. Camiler dolup taşar, çocuklar için Ramazan adeta bir şenlik havasında geçerdi. Büyükler ibadetle meşgul olurken, çocuklar cami avlusunda oynar; ama ezan okunduğunda herkes aynı anda ciddileşirdi. O atmosfer, hem saygıyı hem de aidiyeti öğretirdi. Sahura kalkmak bile başlı başına bir mutluluktu. Uykulu gözlerle yenilen bir lokma ekmek, bugün en zengin sofralardan daha kıymetli gelirdi.
Elbette zaman değişti. Teknoloji hayatımıza girdi, sofralar büyüdü ama belki gönüller biraz daraldı. Artık çoğu zaman iftar sofralarında bile telefon ekranlarına dalıyoruz. Aynı masada oturup farklı dünyalara gidiyoruz. Paylaşım arttı gibi görünse de, samimiyet azalmış olabilir. İşte bu yüzden “eski Ramazanlar”ı özlüyoruz.
Aslında özlediğimiz şey geçmiş değil; o günlerin ruhu. Daha sade ama daha içten bir hayat. Daha az imkân ama daha çok şükür. Daha küçük sofralar ama daha büyük muhabbetler.
Belki de “eski Ramazanlar” bir yerde kaybolmadı. Onları yeniden yaşatmak bizim elimizde. Bir komşunun kapısını çalmakta, bir ihtiyaç sahibini gözetmekte, iftar sofrasında telefonu bir kenara bırakıp göz göze sohbet etmekte saklı. Ramazan’ın bereketi hâlâ aynı; mesele o bereketi kalbimize ne kadar alabildiğimizde.
“Nerede o eski Ramazanlar?” diye sormak yerine, belki de şunu demeliyiz: “Eski Ramazan ruhunu yeniden nasıl yaşatırız?” Çünkü Ramazan, geçmişte kalan bir hatıra değil; her yıl yeniden doğan bir rahmettir.