Hocam aslında kurana göre baktığımızda her topluma peygamber gönderildiği anlatılıyor. Buna ek olarak asıl konu "ben müslümanım ve ibadetlerimi yerine getiriyorum" demek insanı müslüman yapmıyor. İbadetler; bunu bilip anlayan insanlar için geçerli. Bütün insanlığın yargılanacağı konular ise; kul hakkı yememek. Bunun içinde yalan söylemekten hırsızlığa kadar birçok günah dahildir. Hiçbir şeye inanmıyorum diyen insanlar için de, İslam'ın istediği gibi yaşamak sevap işlemek için yeterlidir. Bahsettiğiniz kabilelerdeki insanlar iyi bir insan olarak yaşamış ise onlar için bir ayrım yoktur.
Kuran'ın bize dediği şey, sadece o kitaptan öğrendiklerimiz ile yaşamaktır. Eğer bir insan doğuştan o şekilde yaşıyorsa ekstra bir şeye ihtiyacı yoktur (fakat imkanı varsa yapmalıdır tabiki)
Atladığımız konu ise İslam'ın bir dinden ziyade bir yaşam biçimi olduğudur. Yani kendini ateist diye tanımlayan birisi de İslam'a dahil olabilir. Çünkü kuran İslam'ı ayrı bir din olarak göstermez, aksine bütün dinlerin ve iyi yaşayış biçimlerinin bütünü olarak tanımlar. Ondan önce gelmiş kitapların da tasdik edicisidir. Nitekim Kuran içinde domuz nasıl yasak ise, İncil'in bazı versiyonlarında domuz haramdır.
Kısacası nasıl tanımladığımız değil, nasıl yaşadığımıza göre yargılanacağız. Kitapta da belirttiği gibi ateş kimseye sayılı gün dokunmaz. Ya ebedidir ya da hiçtir. Aradığımız her şeyin cevabı bu kitapta vardır. Buna hayır diyenler olabilir, onun da cevabı var fakat daha da uzatmak istemiyorum

En büyük sevapları: dürüst, güvenilir, adil ve hak yemeden yaşamak, topluma ve insanlığa faydalı bir insan olmak. Bunları yerine getirmek, müslümanlığı bilmeyen insanlar için yeterlidir. Allah her yarattığı canlının zerresine kadar bildiği için, adaletinden şüphe duymamalıyız.
Bence Allah'a ve İslam'a inanmak çok doğru değildir. Allah'ın ve İslam'ın varlığını biliyor olmak gereklidir...
Varlık içinde olan herkesin, her saniyesi iyi ve dürüstçe geçsin inşallah.