İslam geleneğinde helal yoldan kazanç elde etmek, çalışmak ve ekonomik olarak güçlü olmak genellikle teşvik edilir. Peygamber'in "üst el alt elden hayırlıdır" (yani veren el, alan elden daha hayırlıdır) şeklindeki hadisi, ekonomik bağımsızlığı değerli görür. Kur'an'da da insanların Allah'ın rızkından nasiplenmeleri için çalışmaları gerektiği vurgulanır.Öte yandan tasavvuf geleneğinde ve bazı hadislerde "fakr" kavramı, maddi yoksulluktan ziyade Allah'a karşı muhtaçlık duygusunu, tevazu ve dünyaya aşırı bağlanmamayı ifade eder. Bu anlamda "övülen" şey aslında fakirlik değil, gönül zenginliği ve dünya malına gönül bağlamamaktır.İslam hukukçularının çoğunluğu, ne aşırı zenginlik hırsını ne de fakirliği ideal olarak görmez. Bunun yerine orta halli olmayı (iktisad), başkalarına muhtaç olmamayı ve elindekiyle şükretmeyi önerir. Zenginliğin sorun olduğu nokta, kişiyi kibre ve Allah'ı unutmaya götürdüğü andır; fakirliğin sorun olduğu nokta ise, kişiyi küfre yaklaştırabilecek çaresizliğe sürüklediği andır.