Bırakalım bu rutine binmiş, samimiyetten uzak anmaları! Unuttuk, bal gibi de unuttuk!
Kim vaz geçti yalan söylemekten, kalp kırmaktan, yersiz incitmelerden, hak yemekten, adaletsizlikten? Kim sevdiklerinin kıymetini derin derin hissetti? Geçeceksiniz bu sönük, ağızda sabun kayganlığındaki taziye cümlelerini! Ölenler toprağın altında, kimsesiz kalanların da onlardan farkı yok; ama biz değişmedik. Her olayda olduğu gibi on numara görseller tasarlayıp, mükemmel videolar kurguladık. Ne şiirler ne şarkılar yazdık! Yine samimiyetsizlik aktı paçalarımızdan!
Korktuk evvela, acziyetimizi, faniliğimizi, ihmalkarlığımızı, vurdumduymazlığımızı, kırılganlığımızı fark edip çok korktuk; ama hemen unuttuk. Ölen öldüğüyle, kaybeden acısıyla kaldı. Biz aynı hırslarımız, aynı dünya sevdamıza döndük. Başka başka yerlerde binalar hala çürük, faylar hala aynı yerinde, depremler yine bekleniyor. Nisyanı ile müsemma insan, gönülden dile düşürünce hisleri, unutmuş demektir.
Unutmak insanın hem cezası hem de mükafatı aslında. Yaşamak ne mümkün unutmaksızın. Acıyı sindirmek başka da şuursuzluğu kabullenip sahte anmalarla yaşamak çok başka. Ne zaman kırmızı ışıkta beklemeyi, yaya geçidinde durmayı, taksiye binen turisti dolandırmadan ağırlamayı, fahiş zam yapmamayı, göz göre göre torpil yapıp başkasının hakkına girmemeyi, çocukları incitmemeyi, masum öldürmemeyi, masuma destek olmayı, zalime karşı çıkmayı ve çok daha fazlasını öğrenirsek ancak o zaman yitip giden onca canın ardından belki samimiyetle konuşuruz.

6 Şubat'ta yitip giden onca cana rahmet olsun. Yüreği enkaz, sevdikleri cennetlik olup kendi sağ kalanlara da Rabbim büyük sabırlar versin.