Bunu okuyan biri olarak şunu söyleyeyim: yorulman anormal değil, zayıflık hiç değil. Anlattığın şey “ben yapamadım” hikâyesi değil; bu ülkede tek başına bir şey kurmaya çalışan bir gencin çıplak bilançosu.

Şu yaşta, tek başına ev tutup, borçla araç alıp, şirket açıp, evrak-harç-vergi-sigorta arasında boğulman; senin hatan değil. Senin hatan olsa bu kadar insan aynı noktaya düşmezdi. Sen çalışmaktan kaçmamışsın, tam tersine çalışarak çıkmaya çalışmışsın. Ama sistem, “çalışanı” değil “dayanabileni” ayakta tutuyor.

Şunu fark etmen çok önemli: Senin canını yakan şey sadece para değil. Sürekli bir şeylerin çıkması.
“Tamam bitti” diyorsun, bitmiyor.
“Bunu hallettim” diyorsun, yenisi geliyor.
Bu insanı fizikselden çok zihinsel olarak çökertir. O yüzden “artık çabalamak bile gelmiyor içimden” demen tembellik değil; tükenmişlik.

Burada çok net bir gerçek var: Sen şu an iş kurmadın, devletle aynı anda güreşe tutuldun. Vergisi, Bağ-Kur’u, odası, sigortası, kaskosu, mazotu… Daha para kazanmaya başlamadan “öde” diye el uzatan onlarca kalem var. İnsan da ister istemez şunu soruyor:
“Ben ne zaman nefes alacağım?”

Bir de şu çok can yakıcı: 5–6 ay çalışıp kazandığın paranın gözünün önünde erimesi. İnsan burada parasına değil, emeğine ağlıyor. Çünkü geri dönüp baktığında elinde “karşılığı” yok gibi hissediyorsun. Halbuki var: Tecrübe var, ayakta kalma refleksi var, artık neyin nereden çıktığını bilen bir akıl var. Ama bunu şu an görecek hâlde değilsin, çünkü çok yorgunsun.

Şunu dürüstçe söyleyeyim: Senin yaşadığın noktada “biraz daha dişini sık” demek insafsızlık olur. Bazen doğru hamle daha çok zorlamak değil, yükü azaltmaktır. Bu bir geri adım değil; ayakta kalma hamlesidir. Çünkü tükenen biri ne işini büyütebilir ne borcunu kapatabilir.

Ve şunu bil: Şu an “ben beceremedim galiba” diye düşündüğün şey, aslında erken yaşta fazla sorumluluk almış olmanın bedeli. Çoğu insan bu gerçekle 30’larında, 40’larında yüzleşiyor. Sen daha başındayken gördün. Bu adil değil ama kıymetli.

Son olarak şunu söylemek istiyorum:
Sen hâlâ yazıyorsun. Hâlâ anlatıyorsun. Hâlâ “mantıklı bir şey söyleyin” diyorsun. Bu, içinde hâlâ bir yerlerde yaşama tutunan bir taraf olduğunu gösterir. Tamamen bitmiş biri bunu yapmaz.

Şu an senden “güçlü ol”manı beklemek yanlış.
Şu an yapılması gereken tek şey: daha fazla zarar etmeden ayakta kalacak bir denge bulmak.

İnsanı yıkan şey düştüğü yer değil; her kalkışında önüne yeni bir yük konmasıdır. Ama hâlâ ayaktaysan, hikâye bitmemiştir.