﴾34﴿ Ey îmân etmiş olan o kimseler! Gerçekten hahamlardan ve râhiplerden birçoğu (öyle kimselerdir ki); insanların mallarını gerçekten (rüşvet karşılığı fetvâ değiştirmek gibi) bâtıl (ve ğayr-i meşrû yollar) ile yerler ve (böylece kendilerine uyan câhilleri) Allâhın yolundan engellerler. Ayrıca o kimseler ki, altını ve gümüşü biriktirip saklıyorlar da onları Allâhın yolunda (zekât vererek) harcamıyorlar; işte sen onları çok acı verici pek büyük bir azapla müjdele!
Âyet-i kerîmede zemmedilen Malları yığma ve Allâh yolunda harcamama vasfı, zekâtı verilmeyen mallar hakkındadır. Yoksa mutlak mânâda malı mülkü cem edip muhâfaza etme anlamında değildir. Nitekim hadîs-i şerîfte: Zekâtı verilen herhangi bir mal yerin altında gömülü olsa da (bu âyette zemmedilen) kenz (ve gömü kabîlinden) değildir ama zekâtı verilmeyen bir mal açıkta da olsa kenzdir buyrulmuştur. (el-Beyhakî, es-Sünenül-kübrâ, ez-Zekât:2, rakam:7233, 4/140) Abdurrahmân ibnü Avf ve Talha (Radıyallâhu Anhümâ) gibi sahâbe-i kirâmdan bâzı zatlar mal biriktirirler ve ticâret yaparlardı, kimse de onları bu hususta tenkit etmezdi. Zâten en fazîletlisi mal yığmaktan uzak durmak ise de mal biriktirmek de mübah olduğundan, bir kınanmayı hakettirmez. (en-Nesefî) Nitekim bu âyet-i kerîme nâzil olduğunda Müslümanlara çok ağır gelmiş, bunun üzerine Ömer (Radıyallâhu Anh): Ben sizden bu sıkıntıyı açayım demiş, sonra durumu Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e arz edince o: Allâh-u Teâlâ zekâtı ancak kalan mallarınızı temizlemek için farz kıldı (dolayısıyla zekâtı verilen mal artık temizlendiği için yanınızda kalmasında sakınca yoktur) buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, ez-Zekât:32, rakam:1664, 1/522)