Lise KPSS ile en alt kademeden bir memuriyete atanıp, az sorumluluk–çok huzur mantığıyla hayatıma devam etmeyi son derece makul bir seçenek olarak görüyorum.
Bu cümle ilk bakışta “kolaya kaçmak” gibi algılanabilir; fakat arkasında ciddi bir hayat tecrübesi ve bilinçli bir tercih var. Kısaca açayım:
Eşim, Türkiye’nin ilk üç üniversitesinden birinden mezun; çift anadal yapmış, onur belgeleri almış ve 2025 Şubat ayına kadar özel bir bankanın yazılım ekibinde çalışıyordu. Maaşı üç haneli rakamlardaydı.
Ben ise üç üniversite bırakmış, altı yıldır kendi şirketini yöneten biriyim. Gelir olarak da birçok kurumsal firmada ekip müdürlüğü yapan kişilerin üzerindeyim. En son İstanbul Bağdat Caddesi’nde yaşıyorduk.
Aileden zengin değiliz. Her şeyi sırt sırta vererek, emekle ve mücadeleyle yaptık.
Buna rağmen Türkiye’de özel sektörün sunduğu “başarı hikâyesi”nin aslında ne kadar dar bir alana sıkıştığını birebir gördük. Sabancı, Koç, Bilkent gibi birkaç üniversitenin mezunu değilsen ya da çok sınırlı sayıda “kaymak tabaka” işe giremediysen; onca emek, stres ve sorumluluğun karşılığında alınan para çoğu zaman kuş kadar kalıyor.
Bu yüzden, yüksek riskli ve sürekli tükenmeye açık bir hayat yerine;
devlet güvencesi olan, sorumluluğu sınırlı bir memuriyeti seçip, hayatımı daha dengeli yaşamak bana daha mantıklı geliyor. En alt kademe bile olsa… Yanında ek işler yapılır, insan kendine ve ailesine zaman ayırır, huzurunu korur.
Bu bir vazgeçiş değil.
Bu, neyi istemediğini çok net bilen birinin bilinçli tercihidir.