Maalesef ticaretin ruhu olan 'rekabet' kavramı, bu tür sert kısıtlamalarla ciddi bir darbe alıyor. Süreci sadece 'ucuz ürün getirmek' olarak görmemek lazım; asıl mesele yerli tüketicinin ve küçük girişimcinin küresel pazarla bağının koparılmasıdır.
Ticaretin zedelendiği noktalar şu şekilde:
• Rekabetin Ortadan Kalkması: Yerli satıcıyı koruma amacıyla yapılan bu hamleler, iç piyasadaki fiyat dengesini bozuyor. Alternatifi olmayan satıcı, rekabet baskısı hissetmediği için fiyatları istediği gibi yukarı çekebiliyor. Bu da doğrudan enflasyon olarak tüketiciye yansıyor.
• İnovasyon ve Girişimcilik Engeli: Küçük bütçeli girişimciler veya hobi sahipleri, yurt dışından uygun fiyata numune ya da ekipman getirerek yeni iş modelleri geliştiriyordu. Bu sınırların kapanması, 'deneme-yanılma' maliyetini artırarak yeni girişimlerin önünü kesiyor.
• Tüketici Tercihinin Kısıtlanması: Ticaret sadece satmak değil, aynı zamanda kaliteliye en uygun fiyatla ulaşma hakkıdır. Global markaların yerel depolarına mahkum kalmak, tüketicinin seçme özgürlüğünü elinden alıyor.
• Gümrüklerdeki Belirsizlik: 30 Euro sınırının tamamen kaldırılması ve her ürünün 'ticari' muamele görme ihtimali, bireysel alıcıyı korkutup piyasadan çekiyor. Ticaret, korkunun olduğu yerde değil, güvenin ve şeffaflığın olduğu yerde gelişir.
Sonuç olarak; yerli üreticiyi korumak gümrük duvarlarını yükselterek değil, üretim maliyetlerini düşürerek ve küresel rekabete hazırlayarak olmalıydı. Bu durum sadece büyük ithalatçılara yarıyor, son kullanıcı ve mikro ticaret yapanlar ise oyun dışı kalıyor.