Dünya üzerindeki suların yalnızca %3'ü içilebilir özellikte ve biz bu suyun yalnızca %1'ine ulaşabiliyoruz.

Sadece Ankara değil hocam, Bursa, İzmir, İstanbul ve pek çok büyükşehir için bu durum geçerli aslında.
Türkiye'nin teoride bulunan SU POLİTİKASI maalesef pratikte yok.
Allah verirse yağar, yağarsa dolar şeklinde bir teslimiyetçilik mevcut. Elbette Allah vermezse yağmaz ama yağanı zayi etmemek de kulun yapacağı iş...

Suyun boşa akmaması, yağmur ve kar sularının boşa gitmeyip toplanması ve yeniden kullanıma sokulması, israfı önleme, tarım ve sanayide su kullanımı konularında dünyanın en kötüleri arasında olduğumuz bir gerçek.

Dolayısıyla Allah bu kış yağmur ve kar vermezse yazın yaşayacağımız rezilliğin haddi hesabı yok.

Betonlaşmanın önüne geçilmesi, şehirlerin altına su depolama sistemlerinin kurulması, bu suların filtreden geçerek rezervuar, araç yıkama vs gibi yan temizlik ihtiyaçlar için kullanılması, çeşmelerden akan suyun sadece içme suyu olarak konumlandırılması, tarımda yer altı sularının kullanılmaması gibi aslında onlarca önlem sıralayabiliriz. Ancak devlet bu politikaların neredeyse hiçbirine uymuyor. Devlet uymayınca halk da har vurup harman savuruyor.

2007-2008 yıllarında Ankara'da baş gösteren büyük su krizi, insanların tankerlerle gelen suya kavuşmak için birbirini tartaklaması hafızlardan çabuk silindiği için "haberin kaynağı A Haber'mi?" şeklinde dalga geçmek kolay gelebilir.
Yaşayarak deneyimlememek ümidiyle....