Bu soruya tek ülke ismi söyleyerek cevap veremiyorum, çünkü benim hayatım öyle tek ülkede geçmedi.
Yaklaşık 20 yıldan fazla süredir oradan oraya savruldum: 5 yıl Ukrayna, 7 yıl Belarus, 4 yıl Kırgızistan, 3 yıl Rusya, 1 yıl Litvanya, 4 yıl Almanya. Üstüne de iş, ticaret, dostluklar derken Amerika’sını da gördüm, Asya’sını da, Okyanusya hayalini de kurdum.

Şunu net söyleyeyim: hiçbir ülke cennet değil. Sadece hangisi sana hangi derdi daha az yaşatıyor, mesele bu.

Ukrayna, Rusya tarafı gençken güzel; hayat hızlı, sosyal, eğlenceli. Ama yaş ilerledikçe “yarın ne olacak” sorusu kafana giriyor.
Belarus ve Kırgızistan’da hayat sakin, kafan rahat. Aile kurmak için güzel ama bir süre sonra insan “ben dünyadan koptum mu” diye düşünmeye başlıyor.
Almanya ise tam bir sistem ülkesi. Her şey düzgün ama her şey yorucu. Bir yerden sonra düzen değil, yaşam arıyorsun. O yüzden artık Almanya’da yaşamak istemiyorum.

Dünya tarafına bakınca da tablo değişmiyor:
Amerika fırsat ülkesi ama sinir sistemi sağlam değilse yorar.
Kanada daha sakin ama iklim ve mesafe yalnızlaştırıyor.
Japonya, Kore inanılmaz disiplinli ama uzun vadede yabancısın.
Avustralya, Yeni Zelanda hayat kalitesi çok yüksek ama dünyanın ucundasın.

O yüzden ben tek ülke seçmiyorum artık.
Ailem Belarus’ta, hayat sakin. Para akışı İngiltere, Litvanya ve online sistemlerden.
İstersem İspanya’ya geçiyorum, istersem başka yere.

Benim vardığım nokta şu:
Bir ülkede yaşayıp, başka bir ülkeden para kazanmak, başka bir ülkeyi yedekte tutmak.
Modern göç dediğin bu. Tek valiz, tek bayrak hikâyesi bitti.

Bu tamamen benim yaşadıklarım; başkasına uymaz, bana uydu.