"bağzı" "bazan" gibi dil bilgisinde olmamasına rağmen kasıtlı olarak sokak ağzıyla yazılmış sözcükler görmeyeli sanki bir ömür geçmiş gibi. kitap okumayan insan eksiktir!.. bilemeyiz. bir karakterin iç sesi zihninde yankılanırken, hissederek o yolculuğa ortak mı değil mi bilemeyiz. tarihi bir kitap okurken zafer anında gururlanmıyorsa, bir yenilginin utancını sırtlayıp damarlarına pompalanan kan etini yakmıyorsa, geçmiş hatalardan ders çıkartıp kendinden sonrakilere daha iyi yarınları düşlerinde bile tasarlamıyorsa, kahramanlardan ilham alıp adaletsizliğe baş kaldırmıyorsa... insanı tamamlayacak şey yapay tecrübeler veya kolayca erişilmiş bilgi değildir. insanı tamamlayan şey sorgulamaktır; sorgulanmamış her tecrübe ve bilgi henüz kilidi çevrilmemiş hazine dolu bir sandık gibidir. sorgulanmamış her deneyim salt ve dogmatiktir. 13-20 yaş dönemlerimde günde 3 kitaba kadar okuduğum oldu. sizin bahsettiğiniz durum bende ters tepti. okudukça insanların ne kadar cahil olduğunu gördüm, okudukça insanların doğruya ulaşmak için değil doğru bildiklerini korumak için tartıştıklarını gördüm. gördüm ve okudukça eksildim. okumak bende bir şeylerin tamamlanmasına değil, rüzgarın kayadan aldığı tozlar gibi yavaş yavaş eksilmeme sebep oldu. "okumak" kelimesi bile anlamıyla tezat! okuyor musun? hayır öğrenci değilim. dediğiniz gibi, zekanın okumak ile alakası yok. muhtemelen bir insanın en zeki olduğu dönem 18-25 yaş aralığıdır, ancak o dönem de ne yazık ki tecrübe yoktur. inanılmaz bir zeka, sorgulanmamış bir hayatla boşa gidebilir. okumak, gördüğüm kadarıyla sizi de tamamlamamış. anlatmak istiyorsunuz, anlayacak kimseyi bulamıyorsunuz. sizde yazıp kendi kendinize anlatıyorsunuz, bir umut belki okuyanlardan biri anlar diyerek. okumak insanı diğerlerinin cahilliğiyle yaralar ve eksiltir.