Yeniceri adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Osmanlı’nın son dönemindeki Meclis-i Mebusan ve Ayan örneğini verip, bunu modern demokrasiyle eş tutmak tarih bilmezliğidir.

Evet, Meclis-i Mebusan vardı. Ancak bu meclis, Padişahın iki dudağı arasındaydı. Padişah isterse meclisi fesheder, üyeleri dağıtır, hatta kanunları veto ederdi. Yani halkın oyuyla gelen mebusların hiçbir gerçek yetkisi yoktu. 1877’de açılan meclis, daha bir yıl dolmadan, Abdülhamid tarafından kapatılmıştır. Sonra 30 yıl boyunca bir daha seçim bile yapılmamıştır.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, egemenlik kayıtsız şartsız millete geçmiştir. Bugün dilediğin kişiyi eleştirebilmeni, oy verebilmeni, internette yorum yapabilmeni sağlayan şey de budur. Osmanlı’da bunu yapsan, Yıldız Sarayı’ndan sansür memurları seni anında bulurdu.

“1923-1950 arası seçim yoktu” demek de tarihi çarpıtmaktır. 1923’te Cumhuriyet kurulduktan hemen sonra; 1927, 1931, 1935, 1939 ve 1943 yıllarında düzenli genel seçimler yapılmıştır. Tek parti dönemi doğru, ama o dönem dünyada da aynı otoriter dalga vardı. Mussolini İtalya’da, Hitler Almanya’da, Stalin Sovyetler’deydi. Türkiye o şartlarda savaşa girmeden ayakta kalan tek ülke oldu.

1950’de çok partili hayata geçilmesi, o çok övülen “Osmanlı demokrasisi” sayesinde değil, Atatürk’ün bıraktığı Cumhuriyet mirası sayesinde mümkün olmuştur. Atatürk ölmeden önce bile çok partili sistemi denemiş, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka girişimlerini desteklemiştir.

Kısacası,

Osmanlı’da halkın sözü “hükümdarın lütfu” kadardı;
Cumhuriyet’te ise hükümet halkın emrindedir.
Bu farkı göremeyenlerin tarihi değil, efsaneyi okudukları açıktır.
Elinizden öperim.