https://youtu.be/n2kkeLSzFzQ Efendiler, Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz Cumhuriyetin Doğduğu Gece
Bir zamanlar, Ankaranın yüksek tepelerinden birinde, mütevazı ama umutla dolu bir köşk vardı: Çankaya Köşkü.
Yıl 1923, ay Ekim, günlerden Pazartı.
Hava soğumaya başlamış, Ankaranın sert rüzgârı pencereleri titretirken, içeride büyük bir sessizlik hâkimdi. Oysa bu sessizlik, fırtına öncesi sessizlikti. Çünkü o gece, bir milletin kaderi değişecekti.
Bir Devlet Başsız Kalmıştı
Önceki günlerde Mecliste büyük tartışmalar olmuştu.
Başbakan Fethi Bey (Okyar), hükümetin bir türlü uyum içinde çalışmadığını söyleyerek 27 Ekim 1923te istifasını vermişti.
Artık hükümet yoktu.
Ülke, savaşın yorgunluğundan yeni yeni ayağa kalkmışken şimdi bir de yönetim krizine düşmüştü. Milletvekilleri bir çözüm arıyor, herkes Ne olacak bu işin sonu? diyordu.
O sırada herkes bir şeyler konuşuyordu ama kimse sorunun özünü göremiyordu.
Bir devlet vardı ama o devletin adı yoktu.
Bir millet vardı ama o milletin iradesini temsil edecek yönetim biçimi henüz resmen tanımlanmamıştı.
Mustafa Kemal Paşa ise bu gidişatı günlerdir sessizce izliyordu.
Çünkü o, ne yapılması gerektiğini çoktan biliyordu.
O Tarihi Akşamın Sofrası
28 Ekim 1923 akşamı, Paşa yakın arkadaşlarını Çankaya Köşküne davet etti.
Masaya oturduklarında her zamanki gibi sade bir sofra kurulmuştu.
Sofrada İsmet Paşa, Kâzım Paşa (Özalp), Fethi Bey (Okyar), Ruşen Eşref (Ünaydın), Kemalettin Sami Bey ve Fuat Bey gibi en güvendiği isimler vardı.
Masada bir süre havadan sudan konuşuldu, sonra sessizlik çöktü.
Herkes Mustafa Kemalin bir şey söylemesini bekliyordu.
Çünkü Paşanın daveti, sıradan bir akşam yemeği daveti değildi.
Bu, tarih sahnesine çıkacak yeni bir düzenin ilk işaretiydi.
Mustafa Kemal Paşa, derin bir sessizlikten sonra, o meşhur cümleyi söyledi:
Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.
Masadaki Sessizlik ve Umut
Bu söz, bir anda bütün odada yankılandı.
Kimse konuşmadı, herkes birbirine baktı.
İsmet Paşanın yüzünde sakin ama kararlı bir ifade belirdi.
Fethi Bey şaşırmıştı ama gözleri parlıyordu.
Ruşen Eşref, bu anı daha sonra şöyle anlatacaktı:
O anda sanki Ankaranın bütün ışıkları yanmış gibiydi. O tek cümleyle herkesin içini bir sıcaklık kapladı.
O gece artık dinlenmek yoktu.
Paşa, İsmet Paşa ile birlikte çalışma odasına geçti.
Köşkün lambaları sabaha kadar sönmedi.
İki dost, eski 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanununun (anayasa) maddelerini gözden geçirdiler.
Artık Meclis Hükümeti yerine, modern dünyaya uygun bir sistem kurulmalıydı.
Sabaha kadar süren çalışmalarda, yeni rejimin temeli olacak birkaç cümle yazıldı:
Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyettir.
Ankarada Yeni Bir Sabah
Ertesi sabah, yani 29 Ekim 1923 Pazartesi, Ankaranın üstüne yeni bir güneş doğdu.
Meclis binasında olağanüstü bir hareketlilik vardı.
Herkes bir şeylerin olacağını hissediyor ama ne olacağını tam olarak bilmiyordu.
Saatler ilerlediğinde, Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa hazırladıkları taslağı Halk Fırkası Grubuna sundular.
Grup salonunda hararetli tartışmalar oldu, ama çoğu milletvekili zaten içten içe bu fikri bekliyordu.
Kısa sürede karar verildi:
Devletin hükümet şekli Cumhuriyettir.
Oylama yapıldı.
Sonuç: Oybirliğiyle kabul edildi.
Salon alkış sesleriyle çınladı, milletvekilleri birbirine sarıldı.
Bir millet, kendi kaderini kendi eline almıştı.
Yeni Bir Başlangıç
Oylamadan hemen sonra, Meclis bir karar daha aldı:
Gazi Mustafa Kemal Paşa, oybirliğiyle Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Artık devletin bir başı vardı.
Artık bu topraklarda bir milletin iradesi, resmî olarak tanınmıştı.
Aynı gün, İsmet Paşaya yeni hükümeti kurma görevi verildi.
Artık Paşa değil, Başvekildi yani bugünkü adıyla Başbakan.
Geceye Dönen Işıklar
29 Ekim gecesi, Çankaya Köşkünün pencerelerinden ışıklar yine sızıyordu.
Ama bu kez o ışıklar sadece bir sofrayı değil, bir milletin kalbini aydınlatıyordu.
Sokaklarda çocuklar sevinçle koşuyor, kadınlar pencerelerden bayrak sallıyor, askerler tüfeklerini havaya kaldırıyordu.
Her yerden aynı ses yankılanıyordu:
Yaşasın Cumhuriyet!
Mustafa Kemal Paşa pencereye çıktı, o kalabalığı uzun uzun izledi.
Ardından yanındaki İsmet Paşaya dönerek sessizce dedi:
Artık millet, kendi efendisidir.
Ve O Günden Bu Güne
O gecenin hikâyesi, sadece bir ülkenin rejimini değil, bir halkın gururunu, inancını ve yeniden doğuşunu anlatır.
Her 29 Ekim sabahı, çocukların yüzündeki o sevinç, aslında 28 Ekim gecesi Çankaya Köşkünde yanan o lambaların yansımasıdır.
Her marşta, her bayrakta, her okul töreninde o söz hâlâ duyulur gibi olur:
Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.