Bitecek ancak öldüğümüzde. Hayatın mantıksal gerçekleri neden kabullenilmiyor anlamıyorum. Bir döngü var. Ne kadar mutlu olursak o kadar mutsuz oluruz. Ne kadar kötü durumda olursak o kadar basit şeyleri iyi olarak algılarız. Daha doğrusu istemek ve kaybetmek döngüsü diyelim. Hepsi birbirinin devamı. Peyami Safa'nın Şimşek romanında geçiyordu bu konu. Hatta şimdi pdfsinden buldum o bölümü. Biraz uzun da olsa paylaşmak istiyorum.

Ali, hararetle cevap verdi:
- Hayır, daima, kimi ve neyi olursa olsun seveceksin.
Daima herşeye malik olmak isteyeceksin, namütenahi isteyeceksin, ihtirasların alabildiğine koşsunlar, ilerlesinler, kendini unut.
Fakat bil ki başın taşa (maddeye) çarpacak. Muhakkak
sukutuhayal var: Ya sevgilinin bayağılığı, ya kuwetli bir
rakip, onun karşısında senin bayağılığın, sevgili ve dost
ihanetleri, muhakkak.
O vakit dur, vazgeç, istihfaf et.
Derin bir feragata kabiliyeti olanlar, derin bir aşkla
sevmekten korkmayabilirler.
Bu mümkün müdür?
Şiddetli bir iptiladan, bir anda vazgeçebilir misin? Geriye dönebilir misin? Dudak bükebilir misin?
Seni bütün ihtiraslarında büyültecek, ezilsen bile ezmeyecek, yeniisen bile yükseltecek, düşsen bile kaldıracak bir tek büyük his vardır: İstiğna. Feragata daima hazır olmak.
Pek iyi bil ve bilirsin ki vazgeçrneğe hazırlanan muvaffak olur.
Vaz geç!
En büyük şiddetle iste, peki; istedin, peki; şimdi vazgeç. Bundaki namütenahi zevki de bilirsin. Kaç kere ve neler istemiş, kaç kere ve nelerden vaz geçmişsindir. Sev,
iste; anla ve vaz geç. Ewela gözlerini yum, sev; ileriye atıl, iste; başın bir yere çarpınca (çarpacak, muhakkak)
gözlerini aç, anla geriye çekil ve vaz geç.
Ali biraz durdu, düşündü, gittikçe artan bir hareketle
söyledi:
- Ne yaparsan yap, nasıl yaşarsan yaşa, sev veya sevme, tabiatta veya cemiyette ömür sür, hayatının istikameti, tarzı ve bilmem nesi ne olursa olsun, sen ihtiraslardan kurtulmayacaksın; için daima büyük hislerle şişecek; bütün ömründe kederin, sevincin, korkunun, hayretin, gururun, hicabın, merhametin, kinin en şiddetlisini
duyacaksın; sen daima o içi dolu adamsın; daima ağlayacak ve haykıracaksın; şuna, buna şu veya bu hadiseye, şu
veya bu insana bahane bulma. Sende ihtiras hayat ve hayat ihtirastır. Daima büyük bir alevle sarıldığını hissettiğİn başın ancak toprağın altında soğuyacak ve ancak toprağın altında sen, bu en tatlı ve en korkunç, bu mest edici ve haşlayıcı hararetten ayrılacaksın.
Makul zamanındaki sen, meyus zamanındaki sana hatırlat ki, günün birinde bu alev sönecek. Sönmeden evvel de, arada bir, başına tatlı bir serinliğin geldiğini ve sana ummadığın bir tad verdiğini hissedeceksin. Yalnız bunu ara. Tevekkül et. Tevekkül bu alevin üstüne boşanan bol sudur. Tevekkül et, vazgeç, vazgeç!
En güzel köprü, ihtirastan tevekküle kuruludur. Oradan yürü korkma, vazgeç vazgeç! Tevekkülün bir duruşu
vardır; yorgun ve sinirleri tamamİyle gevşemiş kolların
sarksın; omuzların düşsün; başın arkaya devrilsin; ciğerlerinde sıkışmış demir hava erisin ve açık ağzından boşalsın; rahat nefes al; gözlerini yarı yum, kırp, süz, kendini bırak, bırak, bir milyon arzu içinde boğulmuş olsun, onların artık hiç kımıldamadıklarını, aziz laşeleriyle muhayyilende serilip yattıklarını heyecansız seyret. Ölümlü dünyada bir lahza yaşayabilmek için, o lahzanın binde biri içinde bin aziz şeyin telef olacağını bilmek ve kabul etmek ve sineye çekmek lazım. Ver, daima ver; daima harca; daima feda et. Dünyaya almak için değil, yalnız vermek ve yalnız feda etmek için geldiğini düşün. Herşeyden vazgeçen herşeye malik olur.
Her felakete hazır ol!
Hazır ol!
Her felakete hazır ol korkma! hazır ol. Sen ki insansm, başından çok geçti ve herşey geçecek: yalnızlık, sefaJet, hastalık türlü mahrumiyetler, aşk, ölüm ve ölümler,
zillet, perişan olmak, namütenahi perişan olmak... Sen
ki, insansın, bunların hepsine mahkumsun. Korkma, sen ki insansın, başın daima alev içindedir, onu geriye çekme, bilakis daha içerilere, daha büyük aleviere sok,
korkma, hazır ol, korkma elinde büyük bir ferman var:
Vazgeç!
Hiçbirşeye ebedi bağlanma. Herşey senden kopacaktır. Neye maliksin? Hiç. Neye malik olacaksın? Hiç. Bununla beraber herşey senindir, herşey insanındır.
Malik olduğumuz şeylerin çok aziz olması, onların
günün birinde bizden mutlaka ayrılacakları için değil midir? Ebedi malik olacağımızı bildiğimiz hangi şey azizdir?
Biz herşeyin kıymetini ölümüne borçluyuz. Hayat da budur.
Sustu ve ufka baktı. Çekilen güneşin arkasından kızıl
bir ışık püskülü iniyordu. Mırıldandı:
- Herşey böyle.