1998 yılının Eylül ayıydı, 13 yaşındaydım.
Mahalle bakkalına ilk kez “veresiye” yazdırdım. Alacağım şey büyük bir şey de değildi; bir çikolata, bir bisküvi...
O zamanlar bakkal defteri bizim kredi kartımız gibiydi. “Sonra getirirsin” derdi bakkal amca, yazardı deftere.


İşte o günden beri — 13 yaşından bugüne kadar, yani 40 yaşıma kadar — hayatımda tek bir gün bile borçsuz geçmedi.
Okulda kantin borcu, gençlikte arkadaş borcu, sonra kredi, kart, vergi, ceza, eşe dosta ufak tefek borçlar...
Bir şekilde o defter hep açık kaldı.
Ama bugün, 17 Ekim 2025.
40 yaşında, 28 yıl sonra, hayatımın ilk borçsuz günündeyim.
Ne bankaya, ne devlete, ne bir dosta, ne akrabaya... kimseye tek kuruş borcum yok.
İnanır mısınız, nefes bile başka alınıyor.
Sanki 13 yaşındaki o çocuk, sonunda gidip o bakkala “borcumu kapatmaya geldim” demiş gibi.
Hayat garip; bazen 28 yıl süren borç, aslında bir çikolata ve bisküviyle başlıyor.
Bu konuyu açmamın sebebi biraz muhabbet, biraz da ilham olsun.
Borçsuzluk kadar tatlı bir çikolata yokmuş.