Borçsuz olmak da sıkıntı. Söyleyeyim ibretlik adına.
Borç yok ya, büyük bir boşluk içindesin. Aslında boşluk mu yoksa kurtluluk mu, onu da anlayamadım, kestiremiyorum. Böyle “nasıl olsa borç yok” diye şunu mu alayım, bunu mu alayım diye kara kara düşünmeye başlıyorsun.
Mesela telefona bakıyorsun, “değiştireyim” diyorsun… Bir bakıyorsun seni cezbedip daha iyisini yapmamışlar. Millet almış diye almak da absürt geliyor. Diyorsun arabayı değiştireyim… Ama yurtdışı imkânım sebebiyle zaten arabalar ucuz; istediğim arabaya binebiliyorum. Ki 4 arabaya kadar çıktım, sonra geri indirdim. Koleksiyonculukla gerek yok; hepsine ayrı bir evlat muamelesi yaptığım için, evlatlar arasında ayrım yapmak istemiyorsun.
“Eve 175 ekran var, bari projeksiyon alayım” diyorsun. Ama en iyi televizyonu zaten almışsın. Kocaman duvar projeksiyon olsa ne yapacaksın, nereye, niye yansıtacaksın?
Ayakkabı diyorsun, zaten giymediklerin dolu.
Bilgisayar diyorsun, ev zaten gan guni… Teknomarket gibi.
İkinci hanım için “ikinci ev açayım” diyorsun. Lan, birinin çenesi zaten hayatımı gazaba çevirirken, ikincisini kendime ne diye dert edeyim?
Konu rahatlığı şu: Bereket, etikete bakmadan beğendiğin ne varsa hemen çat diye çıkarıp cebinden ödeyebiliyorsun. Ne adına olursa olsun, onun rahatlığı ve fors keyfi var. Başka bir şey yok. Yani bir mekâna giriyorsun, kişiler seni tanıyor. Hemen “bana bu lazım” diyorsun. Seçeneklere bakıyorsun, hangisi aklına yatarsa alıp çıkıyorsun. O da o anlık keyif ama bir süreliğine. Mesela 1 saat.


Fakat özellikle şunu farkettim sizde farkedin dışardan baktığımda atıyorum bir araba bir tv bir pc almak istediğinizde rakamlar size çok büyük ve hedefler pahalı görünse de aslında hiç bir şekilde zor ve pahalı olmadığını görüyorsunuz!