Ben evlilik insanı değilim derdim. Evlendim, çok kısa sürdü, boşanıyorum.
Belki yanlış insanla evlilik yaptım, belki de ben evlenmeye uygun değildim. Bilmiyorum bunu.
Şunu söylemeliyim ki, evlilik; kâr zarar şeklinde hesaplanarak girilebilecek bir sistem değildir. Zorla bir şey zaten mutlu etmez. Zorla güzellik olmaz.
@Meraboy; hocam, "Evlilik bu dünyanın bir sistemi gibi. İstesen de istemesen de bir şekilde evleneceksin. Düzen bu. Ancak çok radikal bir karar alır ve güçlü iradenle bu kararının üzerinde durursan o zaman evlilikten uzak kalabilirsin." demiş. Ben buna katılmıyorum. Toplum baskısı nedeniyle evlilik hayatın bir süreciymiş gibi gözüküyor, ancak bana göre tamamen kişinin tercihine bağlı olmalıdır.
Evlenmemek eşcinsellik gibi marjinal bir şey değil. Aynı şekilde din de öyle.
İnsan doğuyor, büyüyor, yaşıyor ve ölüyor. Bu evrelerin arasına evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı da ekleyebiliriz pek tabii ki. Ancak eklemeyene de niye eklemedin diyemeyiz. Dememeliyiz. Çünkü her insan hayata bir defa geliyor, bir kez yaşıyor. Soyu devam etsin, etrafından ona "normal" gözüyle bakılsın diye sırf bu kaygılarla evlenmeye kendini şartlandırıp evlenmemesi gerekiyor.
Benim kısa sürede boşanıyor olmam belki garipsenebilir. Ama şu yönden şanslıyım, çocuğum olsa ve öyle boşansaydım bu daha içinden çıkılmaz bir durum halini alacaktı. Konuda da yine bahsedilmiş, o çocuğa yazık olurdu.
Bir daha evlenir miyim? Bilmiyorum. Bu defa yoğun aşk hissim olmadan, sevilmeyi severek evlenmiştim, eski eşimin sevgisi de kuru duygusallık ve sadece uzaktan davulun sesinin hoş gelmesinden kaynaklıymış. Karakterim gereği burada hiç tanımadığınız bir insanı kötüleyecek değilim, kötü bir insan da diyemem zaten, ama bana göre eğer evlenilecekse;
- Tüm bu yukarıda anlattığım koşullamalardan soyutlanılmalı.
- Hem kafalar uyuşmalı, aynı dilden konuşulabilinmeli hem de yoğun his olmalı. (Ben eski eşimle ilgili olan durumda; hep kendimi "lan oğlum ergenlik zamanlarındaki ya da 20'lerinin başındaki sevmekle şu anki sevmen bir olmaz, o şekilde saf duygularla zaten artık aşık olamazsın, kim zaten sevdiğine kavuşabilmiş ki, seni seveni bulmuşken gerisine çok da takılma" diyerek avutup kandırıyordum.
- Evleneceğiniz, eşim diyebileceğiniz kişi küçük hesapların peşinde koşan biri olmamalı.
- Kadınlar bize göre daha duygusallar evet, ancak gerçeklikten kopuk, hayal dünyasında yaşayan biri de olmamalı. Yine konuda belirtilmiş; her başarılı adamın arkasında güçlü bir kadın vardır. Ezik, en ufak şeyde ağlayan sızlayan, duygularınızı sömüren, enerjinizi emen biriyle asla olmaz.
- Hayat tarzı farklılığı sorun değil, ben ona saygı duyarım o bana duyar diyebilirsiniz, ama pratikte öyle olmuyor. Bir de gerçeğin gücü var, her insan özünde bencildir. Kurnazlıkla değilse bile (ki bazen öyle), bilinçaltımızda insanları değiştirip kendimize göre evriltmeyi umarız. İnsanları olduğu gibi kabullenmek gerekiyor, değişmeyeceğini bilmek, buna göre de yol yakınken dönmek.
Bunlar ve dahası şu an aklıma gelmeyen tüm kriterler birlikte değerlendirildiğinde evlenilmeli. Sevgililik değil ki bu, bitti deyip bitiremiyorsun. Ve emin olun; ilişkisine ya da meşrebine göre değişmekle birlikte buluşup çay kahve içtiğiniz, sonra dağılıp mesajlaşmayı sürdürdüğünüz insan eşiniz olunca, dört duvar arasına girince çok başka bir şey oluyor. Aramızda seküler yaşam anlayışını benimsemeyen ya da Türk aile yapısını gözetenler belki bunu dayatamazlar, pek realitede mümkün gözükmüyor olabilir bunu bazı kadınlardan isteyemeyebilirsiniz, ama evlenilecek insanla bir süre birlikte yaşanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü uzaktan gerçek yüzünü kamufle edebilirsin ama aynı çatı altında olduğunda bu mümkün olmaz, birbirinin huyunu suyunu iyice çözersin; buna göre de "oyna devam" deme ya da vazgeçme hakkın daha gerçekçi argümanlarla mümkün olur.