Kişi neyi okuyacak? Hangi Kur'an'ı?
Eğer kabul gören şekliyle Arapça okursa, bu durum kağıda ve mürekkebe tapmaktan öteye geçmiyor ve belirli kesimlerin istediği kalıba girmesine neden oluyor.
Türkçe okuyup anlamak istediğinde ise parantez içi eklemelerle yine başkalarının yorumlarını okumuş oluyor. Dolayısıyla yine birilerinin istediği dini anlıyor ve yaşıyor. Üstelik "hadis" adı altında, Kur'an'da ve dinin aslında yer almayan eklemeleri de dinin bir parçası zannederek kabul ediyor.
Akıl ve vicdan süzgecinden geçmeyen her inanış, insanı körü körüne biat etmeye iter ve inandığı şeyin "din" olduğunu zannetmesine yol açar.
Tarihî ve yazılı bir eseri okumanın, anlamanın ve çevirmenin bilimsel yöntemleri vardır. Siz bilimden uzak durursanız, ilim de sizden uzak durur. Aslında fayda üzerine kurulu olması gereken din (yol), günümüzde ne yazık ki tamamen bir gösteriş ve zaman kaybı aracına dönüşmüştür. Dinin etrafını bir kabuk gibi saran hurafeler, dinin bir parçasıymış gibi algılanarak onu özünden uzaklaştırmıştır. İbadet adı altında yapılan eylemler ise insanları birlik ve beraberlikten, akıldan ve faydadan uzaklaştırıp belirli kalıplara hapsetmiştir.
Tabiki her insan detaylıca inceleyip bunu başaramaz, dil biliminde eğitim alamaz bu mümkün değildir ama takip edeceği kişilerin ve fikirleri "aklıyla" süzgeçten geçirebilir.
Karanlıkta yolunu bulmak isteyen, ışığı körü körüne takip etmez; Işıkla o karanlığı aydınlatır. Bugün "ışık" zannettiği kişilerin ve eylemlerin peşinden gidenler, o ışık nereye yönelirse oraya gitmek zorunda kalıyor. En acı tarafı ise o ışığın kendilerine doğru yolu gösterdiğine inanıyor olmalarıdır.