Sorguluyorsak hala umut var demektir.
İnanmak isteyene tonlarca sebep, inanmak istemeyene de tonlarca sebep vardır. Örneğin;
Kuran'ın gerçekliğine delil olarak demir ile ilgili bir ayet var: Biz demiri indirdik; onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır
Her şeyden yarattık biçiminde bahseden Kuran, neden burada indirdik diyor, bilim adamlarının ortaya koyduğu görüşe bakalım:
Demir, süpernova patlamaları (çok büyük yıldızların ölmesi) sırasında uzayda oluşur.
Bu patlamalarda oluşan demir, göktaşları yoluyla Dünyaya
indirilmiştir.
- Kuran 1400 yıl önce demiri indirdik derken,
- Modern bilim 20. yüzyılda demirin gerçekten uzaydan geldiğini keşfetmiştir.
----------------------
İnanmak isteyene ise tonlarca sebep arasından; bir ağacın veya toprağın kupkuruyken tekrar yemyeşil olabilmesi, insanoğlunun organlarındaki mükemmel yaratılış, bir damla sudan şekillenen bilinçli bir varlık oluşu, kalbin ritmini hiç durmadan sürdürebilmesi, DNA'nın tek bir hücreye milyarlarca bilgi sığdırabilmesi
Hepsi apaçık bir düzenin, bir kastın ve bir yaratıcının varlığına işaret eder. Her şeyin rastgele oluştuğunu savunmak, bu kusursuz sistemi tesadüfe bağlamaktan başka bir şey değildir. Oysa insan aklı, bir saat gördüğünde (kimin yaptığını tanımasa ve görmese bile) onun bir ustası olduğunu bilir. Koca evrenin, canlıların, doğanın ve insanın böylesine kusursuz işlemesinin arkasında bir güç olduğunu görmemek, gözleri kapatmak gibidir.
Kuran bu nedenle şöyle der:
📖 "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardı ardına gelişinde, akıl sahipleri için elbette ibretler vardır."
Âl-i İmrân Suresi, 190
İşte bu yüzden, sorgulamak bir eksiklik değil, aslında arayışın ta kendisidir. Yeter ki sorular, samimi bir kalpten gelsin. Çünkü Kuranın vadettiği gibi:
📖 "Kim Allaha yönelirse, Allah da ona hidayet eder."
Şûrâ Suresi, 13
Unutma, hakikate ulaşmak isteyen için yollar da, işaretler de hep açıktır. Yeter ki bakmakla kalmayalım, görmeye niyet edelim.