Selam olsun,
Ünlemli falan bir konu başlığı pek tarzım olmasa da konu dikkat çekmek istediğim bir konudur.
Hepimizin çocukluktan itibaren hayalleri birikmeye başlar ve içimizde bitmek bilmeyen bir umut deposu oluşur.
Yaşama dahil olan düşmeler, batmalar, kırgınlıklar, çaresizlikler, üzüntüler yani olumsuz ne varsa henüz o dönemlerde anlayabildiğimiz şeyler olmuyor.
Biraz hayatın girdabına kapılınca bize o güne kadar anlatılan bir dünyada olmadığımızı anlıyoruz lakin bunu anlarken bedenimizde imza gibi kalan yaralar oluşuyor.
Gençlik ve umutların tazeliği çok güçlü bir motivasyon sağlıyor olacak ki genelde o dönemde yıkılmıyoruz. Yaralı ama hala ayakta.
Yolda düzülen kervanın arkasındaki deve olarak sorumluluk gibi ağır bir yükü sırtımıza yüklüyorlar.
Elbette sorumluluklarımız olacak, olmalı bunda bir beis yok ama bize hayaller, umutlar, güzellikler yükleniyordu haliyle biranda yükün tonajı değişince büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Bazen görmezden geliyoruz adapte olmaya çalışıyoruz ya da altından kalkamıyoruz ve içten içe çökmeye işte ilk o zamanlarda başlıyoruz.
Umutlarımız, hayallerimiz yerine sorumluluklar, gereklilikler hayatımızın merkezine yerleşiyor.
İşin bana en dokunan kısmı hayallerini gömüp bir daha mezarını ziyaret etmeyen insanlar kendi çocuklarını yine bir hayal dünyasında daha doğrusu hayal dünyasına göre yetiştiriyor.
Teması sevmediğimden dokunan ne varsa yazıyorum ki konu dağılmasın.
Bir zaman sonra ya adapte oluyoruz ya da mutsuz ve beklentisi olmayan insanlar oluyoruz.
Adapte olanlar o kadar şevke geliyor ki bir raddeye kadar keyif aldığını düşünüyor ama eninde sonunda o gömülü hayalleriyle iç çatışmasını yaşıyor.
Benim konu etmek istediğim kitle bu kitle değil zira bir şekilde işi deliliğe vurarak, işe vurarak, kendini ikna ederek ayakta durmaya çalışıyor.
Adapte olamayan ya da olsa da bir süre sonra mutsuzluğu, karamsarlığı, yalnızlığı, güvensizliği içinde çok mutsuz bir hayat yaşamak durumunda kalıyor.
Bazen çeşitli maskeler takmayı öğreniyor elbette. Gibiymiş maskesinin mucidi olmuşturlar.
Mutluymuş gibi, seviyormuş gibi, keyifliymiş gibi, kendisiyle barışıkmış gibi vb. birçok maskeden bazen birini bazense birkaçını takmak durumunda kalıyorlar.
Farkında olanlar var, farkında olmayanlar var.
Farkında değilmiş gibi yapanlar var, farkına varacak olanlar var.
Gençlik dönemine kadar hayal kurmaya, umutlu olmaya, güzel ve erdemli olana teşvik edilen aldatılmış gençler olarak birden meziyet diye öğretilen hayal kurmanın küçük görülen bir şey olduğuna ciddi ve ağırbaşlı şekilde maaşlı iş+ evlilik+ çocuk+ +1 çocuk + mümkünse ev ve araba + ihtiyarlık. Hayal kurmaktan geçtik de bu kadar düz ve ezbere geçişimiz çok sert olmadı mı?
Mücadele ve sonunda ünlem olan Devam kısmına geliyorum ki okurken sıkılan arkadaşları daha fazla yormayalım.
Bahsettiğim gibi hayatın hiç anlatılmayan olumsuzlarıyla tek başımıza bırakılmış olabiliriz ve toprağın altına hayallerimiz gibi umutlarımızı ve keyifli bir yaşamı gömmüş olabiliriz.
Bu arkadaşlara şunu yazmak istiyorum; Evet, böyle şeyler geldi başımıza ama biliyor musunuz biz çaktırmadan yine hayaller kuruyoruz

Zombi benzeri oluyor ilk başta toprağın altından çıkartınca ama çabuk kaynaşıyorsunuz.
Hatta biz, biz gibileri bulup birlikte maskesiz olarak kaybettiğimiz ne varsa geri alıyoruz.
Mücadeleye Devam!
Çünkü bilirsin hayal kuran değil, kuramayan kaybetmiştir.
NOT: Yarın kirayı yatıracağım, ne yiyeceğiz? endişesini anlıyorum elbette hayallerimiz var ama hayal dünyasında değiliz. Belki sizde sorumluklarınızı yerine getirirken bir tutam hayallere dalarsınız.
Konuyu işi gücü bırakın hep birlikte el ele tutuşup halka oluyoruz gibi okuyanlar için ise sadece üzgün olduğumu belirtebilirim.
Sevgiler.