Mevcut ekonomik ve toplumsal gidişat doğrultusunda, önümüzdeki iki yıl içerisinde döviz kurlarında, özellikle de Amerikan doları karşısında Türk lirasının ciddi ölçüde değer kaybetmesi öngörülebilir. Türkiye’nin uzun süredir üretimden çok tüketime dayalı bir ekonomik model benimsemesi, sanayi ve tarım gibi stratejik alanlarda üretim teşviklerinin yetersiz kalması bu öngörüyü güçlendirmektedir.

Savunma sanayiinde geliştirilen İHA, SİHA ve çeşitli silah sistemlerinin olası bir bölgesel savaş hâlinde dış satım potansiyeli taşıdığı açıktır. Ancak bu türden bir senaryoda Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle çatışmaların tarafı hâline gelme riski oldukça yüksektir. Böyle bir durumda, özellikle gıda arzında daralma yaşanmasıyla birlikte temel ihtiyaç maddelerinde fiyat artışları kaçınılmaz olacaktır. Buna karşın, güvenlik endişeleri ve göç hareketleri nedeniyle konut piyasasında bölgesel olarak fiyat düşüşleri yaşanabilir.

Bu bağlamda, bireysel düzeyde ekonomik istikrarı koruyabilmek adına faiz getirili döviz hesaplarının bir seçenek olarak değerlendirilmesi mümkündür. Böylece hem dövizdeki olası artıştan faydalanmak hem de faiz gelirleriyle tasarrufların enflasyona karşı değer kaybı sınırlı tutulabilir.

Diğer yandan, Türkiye’nin demografik yapısı da dönüşüm geçirmektedir. Kırsal alanlarda nüfusun hızla azalması, genç nüfusun eğitim sistemi içinde tutulmasıyla işsizlik oranlarının yapay biçimde düşük gösterilmesi ve mezun olan bireylerin işgücü piyasasında yeterince karşılık bulamaması ciddi bir yapısal soruna işaret etmektedir. Nitelikli iş gücü eksikliği ve sanayi bölgelerinde yoğun olarak yabancı uyruklu işçilerin istihdam edilmesi bu sorunu derinleştirmektedir.

Sürekli artan yaşam maliyetleri karşısında ücretlerin aynı oranda yükselmemesi, Türk lirasının diğer ülke para birimleri karşısında hızla değer kaybetmesi ve özellikle genç, üretken nüfusun yurt dışına yönelmesi, ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, köklü ve kapsamlı yapısal reformlarla ekonomik ve toplumsal iyileşmenin sağlanması mümkündür. Ancak bu toparlanma sürecinin süresi, alınacak önlemlerin niteliğine ve uygulamadaki etkinliğine bağlı olarak değişkenlik gösterecektir.