serterefendi adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Selam olsun,

Bazen düşünüyorum ne kadar tuhaf canlılarız.
Öleceğimizi biliyoruz ama haberim yok gibi çek diyerek yaşıyoruz.
Ya ölümü aklımızdan çıkartıyoruz ya öldükten sonra başka hayat olacak öyle hemen biter mi hiç diye inanıyoruz. (İnancı ya da inançsızlığı eleştirmiyorum sadece durum tespiti.)

100 TL ye alıp yiyeceğimiz bir besinden alacağımız fayda daha çokken 2.000 TL verip ömrümüzü kısaltan şeyleri yemekle mutlu oluyoruz.
Alkolün zararlı olduğunu biliyoruz ve ömrümüzü kısalttığını biliyoruz tıpkı sigara gibi ama kullanılıyor.
Hem ölüm korkusundan çeşitli yollarla o korkumuz yokmuş gibi yaşarken hem de bizi ölüme yaklaştıran her şeyi keyif alarak yapıyoruz.
Zekamıza hayranım.

İnsan olmak hakikatten çok komik.

40 yıllık arkadaşımızla, ailemizle, dostlarımızla bir tartışma sonrası yaşanan yüzlerce anı ve paylaşım varken bir kalemde hayatımızdan çıkartıyoruz.
Buna karşın kişiliğini, huyunu, nasıl biri olduğunu ya da adını bile bilmediğimiz bir karşı cinsin uğrunda canımızı verecek kadar hayatımızın merkezine alıyoruz.
Hayatımızın merkezine tanıdığımız, bildiğimiz, paylaşımlarımız, anılarımız olanları değil en az tanıdıklarımızı almamız yine zekamıza hayranlık vesilesi.

Hepimiz kendimizi daha özel, daha değerli ve genelde haklı görüyoruz ama hepimiz böyle gördüğünden aslında birbirimize önemsiz, değersiz ve haksız gibi davranıyoruz.
Ne istesek o isteğimizin karşıtı bir yaşam sürüyor olmamıza çok gülüyorum.
Bildiğiniz tezatlık abidesiyiz.
Korkumuz neyse ona koşar adım gidecek atı gördüğümüz an atlıyoruz üstüne hem de nasıl bir keyifle.

Bu tip konular açtığımda bana kızan arkadaşlar oluyor ama kızmasınlar.
Bana kızıldığı zaman kalbim kırılıyor falan yazacaktım ama bir gülümseme geldi, yemezler diye.

Seviliyorsunuz, güzel geceleriniz olsun.
20 seneye yakındır uğraştığım pazarlama işinden öğrendiğim insan zeki bir varlık falan değildir.
İnsanın kararlarının çoğu duygusal olarak ilkel beyin tarafından verilir.
Çoğu insan karar verirken beyninin bilişsel alanını hiç kullanmaz.
Buna islam dini nefis ismini veriyor.
Psikolojide ise bu durum dürtüsellik olarak adlandırılıyor.
İnsan akıllı değil en az yabani hayvanlar kadar dürtüsel bir varlıktır.

Dürtüselliği zeka ile yenemezsiniz.
Dürtüselliği yenmenin tek yolu güçlü bir iradedir.
İradesi yani hazzı erteleyebilme ve acıya direnebilmek gücü olmayan insanlar mantıklı karar alamazlar.
Bence Türk çocuklarına verilmesi gereken eğitim bilim matematik din diyanet değil, irade ve disiplin eğitimidir.
Çünkü iradeli ve disiplinli insanlar hangi alanda çalışırlarsa çalışsınlar derinlemesine öğrenir ve çok iyi uzmanlaşırlar.
Ama bizim aile eğitimimizde ve örgün eğitimimizde irade eğitimi diye bir konu yoktur.

Dindeki pratiklerin çoğu da aslında irade ve disiplin geliştirmek içindir.
Günde 5 kez namaz kılmak disiplini geliştirir.
Namaz esnasında dünya işlerinden uzaklaşıp beyni boşaltıp meditasyon yapmak dopamin döngüsünü kırıp iradeyi geliştirir.
Oruç hazzı erteleme egzersizidir ve iradeyi güçlendirir.
Zekat sahip olduğunu vererek kaybederek acıya katlanma egzersizidir.
Ben din ile alakası olmayan biri olarak bunların amacını görebiliyorum.
Ama ibadet eden adamların bunları amacına uygun yapmadıkları için bir işe de yaramadığını görüyorum.

Yani bizim eş anlamda kullandığımız 2 kelime var.
Anlamak ve idrak etmek.
Oysa idrak etmek daha üstün bir bilme şeklini ifade ediyor.
Sigara içince kanser olacağını bilmek basit bir anlamak durumu ama bu durum sadece bir bilgi ve bir duygu ve içselleştirme içermiyor.
Oysa sigara yüzünden babasının bacağının kesildiğini gören bir genç sigarayı bırakıyorsa o sadece bir bilgi değil bir duygu ve içselleştirilmiş bir aydınlanma yaşıyor.

İnsanların çoğu sadece bilişsel fonksiyonların en basit halleri olan hatırlama yani bilgi seviyesinde kalıyor.
Elindeki bilgiden analiz yapıp bu durumdan kendine bir duygu bir amaç bir aydınlanma çıkaran insan ise artık idrak etme veya sentez seviyesine geçiyor.

Yani açıkça görülüyor ki ne bilim ne de din insanın idrak etmesine yeterli olmuyor.
Ve idrak yolları tıkalı insanların bahsettiğiniz hataları yapması, hayatlarını zekaları ile değil dürtüleri ile yönetmesi kaçınılmaz oluyor.