Aynı zamanda avukat olan bir felsefe hocam vardı, Türkiyedeki adaleti şöyle özetlemişti:
Eğer bir hakime anasına sinkaflı küfür edersen 10-15 yıl ceza alırsın.
Ama gerçekten yaparsan 1-2 senede çıkarsın.
Bu lafı ilk duyduğumda gülüp geçmiştim ama yaşadıkça haklı olduğunu gördüm.
Yaklaşık 9 yıl önce bir firmanın logo yarışmasını kazandım (başka bir platformda).
Adam dedi ki: "Dört firmam daha var, hepsine de logo lazım."
Yarışmanın değeri yüksekti, ben de normalde verdiğim ama doğal olarak ödülden daha uygun olan fiyatları verdim.
O da Keşke yarışma yapmasaydım, zaten bu fiyatlara yapıyormuşsun dedi.
Neyse, başladım çalışmaya. Logoları teslim ettim. Yarışma ödülünü almıştım ama diğer işler için ödeme alamadım.
Adam holding sahibi, arıyorum: Cenazedeyim, toplantıdayım, yoldayım diyerek sürekli oyaladı.
En son açık açık vermeyeceğim paranı dedi.
Ben de işin buraya varacağını tahmin ettiğim için ses kaydı almıştım.
Yetmedi, WhatsApptan yazdığı paranı vermeyecem v.b. her şeyi, attığı mailleri de sakladım.
Dekontlar, yazışmalar, ses kaydı... hepsi elimdeydi. Savcılığa gittim, nitelikli dolandırıcılıktan dava açıldı.
Ama tam
6 yıl sonra dava sonuçlandı.
Adama bir yazı gitmiş: Bu kişi sana iş yapmış, parasını vermemişsin.
Adam ne demiş biliyor musunuz? Ben ödedim.
Ne dekont var, ne yazılı belge, hiçbir şey.
Sadece ödedim demesi yeterli görülmüş ve dava düşmüş.
Üst mahkemeye itiraz etmem gerekiyordu ama uğraşmaya değmeyeceğini düşünüp vazgeçtim.
Sonuç: Bu ülkede birinin parasını vermezsen ama sonra ödedim dersen, elindeki bütün kanıtlara rağmen işin ucu sana dokunmayabiliyor.
Gerçekten çok şey öğrendim ama keşke böyle öğrenmeseydim.