Müslümanlık inancının bazı uygulamaları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'yla çelişebilir. Örneğin:
- Anayasada kölelik yasaktır; ancak İslamiyette kölelik açıkça yasaklanmamıştır.
- Kur'an'da, dinden dönenlerin öldürülmesi gerektiği yönünde ifadeler vardır (Nisâ Suresi 89. ayet), bu ise ifade ve din özgürlüğünü güvence altına alan anayasa ile çelişir.
- Eşcinsellerin taşlanması gibi şiddet çağrıları da hem insan haklarına hem de anayasa hükümlerine aykırıdır.
- Çok eşlilik de Medeni Kanuna göre yasaktır.
Bu örnekler çoğaltılabilir, ancak mesele şu: Kimse kimseye hakaret edemez, inancından ötürü saldırıda bulunamaz. Aynı şekilde, bir Müslüman da Müslüman olmayanlara hakaret edemez, baskı kuramaz. Kimse sizin inandığınız hayali bir varlığa inanmak zorunda değil. İsteyen buzdolabına bile tapabilir bu, kimseyi ilgilendirmez. İnanç kişiseldir, dayatılamaz.
Güzel bir yaklaşımda bulunduğunuz için sizi biraz daha üzerinde düşündürecek bir kaç şey yazmak istedim. Hakareti falan kesinlikle kabul etmiyorum. Söylediklerinize de katılıyorum. Ancak, bir inancın kutsal kitabında inanmayanlara hakaretler, lanetler, işkenceler, kin ve nefrete yönlendirmeler ve hatta öldürmelere kadar yol açabilecek derecede saldırılar mevcutsa bunun yasal düzenlemesi nasıl olmalıdır? Yani bir şeyi meşrulaştırmak için o topluluktaki kabul görme yoğunluğu mu önemlidir? Yoksa her bireyin objektif bir şekilde hakları yasal olarak güvence altına mı alınmalıdır? Bu arada söylediklerim sadece bir tek din için geçerli değildir. Dünya üzerinde milyarlarca inananı bulunan birçok dinde bu tarz durumlar var.