Mucize diye diye pazarlanan embriyo meselesini bir de gerçekten bilimsel ve tarihsel olarak konuşalım. Şunu baştan söyleyeyim: Bu Kurandaki embriyo anlatımı falan, sanıldığı gibi modern bilimi 1400 yıl öncesinden tarif etmiyor. Tam tersine... o dönemin tıbbi bilgilerinin, gözlemlere dayalı tahminlerinin bir tekrarından ibaret.
Şimdi iddia şu: Kuran, embriyonun gelişimini öyle harika anlatıyor ki, modern bilim bile bunu ancak 20. yüzyılda çözebildi.Yok artık. Tam anlamıyla yalan bu. Biraz tarih bilgisi olan herkes bilir ki embriyoloji denilen alan, çok daha öncesinde, mikroskobun icadından sonra hız kazanmış olsa da, gözleme dayalı ilk çalışmaları 1600lü yıllarda başlamış. 1672de Marcello Malpighi tavuk embriyosunun gelişimini çizmişti bile. Sadece çizmekle kalmamış, somiti bile göstermiş adam. Bumu yani sadece 20. yüzyılda anlaşıldı dedikleri şey?
Yetmedi, 18. yüzyılda Caspar Friedrich Wolff çıkmış, epigenez teorisiyle embriyonun şekillenmesini açıklamış, 19.yüzyılda Karl Ernst von Bar memeli yumurtasını keşfetmiş. Yani modern embriyolojinin temeli zaten 18-19. yüzyılda atılmış. 20. yüzyılda mı keşfedildi?
Gelelim Kurandaki ayetlere.
Nutfe meselesi. İnsan bir nutfeden yaratıldı. Nutfe dedikleri şey meni. İçindeki milyonlarca spermden sadece biri yumurtayı döllüyor ama yumurtadan hiç bahsedilmiyor. Sadece erkeğin menisi öne çıkarılıyor çünkü o dönemin bilgisi bu kadar. Kadında yumurta olduğunu bilen mi vardı? Yok. Erkek verir tohumu, kadın taşır mantığı. Nutfe de sadece sperm değil zaten, damla anlamında. Yani burada ne büyük bir tespit var, ne de gizli bir bilimsel kod. Bildiğin dönemin bakışı.
Alaka kelimesine geçelim. Pıhtılaşmış kan rahme yapışan şey vs. Tefsirlerin çoğu buna kan pıhtısı demiş zaten. Ve bu açık açık bilim dışı bir ifade. Embriyo bir kan pıhtısı değildir. Modern açıklamalara baktığında, bu kelimeye rahme tutunan, sülük gibi yapışan yapı falan denmiş. Hani embriyo rahme tutunuyor ya, ondan. Eee? Bunu düşük yapan, kanaması olan bir kadını izleyen biri de gözlemleyebilir. Sülük gibi yapışıyormuş... yani böyle zorlama benzetmelerle bilimselmiş gibi sunulmaya çalışılıyor ama gerçekler öyle değil. Gözleme dayalı, yorumlamaya açık, sıradan bir betimleme. Hepsi bu.
Mudga yani çiğ et parçası ifadesi Embriyonun segmentli haline benzetiliyor ama açıkçası bu da çok yüzeysel. Çiğ et mi? O dönem çiğnenmiş ete benzeyen bir şey gördüysen böyle tarif edersin. Bu bilimsel analiz değil, gözlem ve hayal gücü. Ha bir de kemiklerle dolu falan demiş. O da yanlış çünkü kemikleşme o evreden sonra başlar. Önce kıkırdak olur, sonra kemikleşir. Yani sırayla da uymuyor.
En meşhur kısım: Sonra kemik oluştururuz, üzerine et sararız. Malesef İşte burada ipin ucu tamamen kaçıyor. Çünkü modern embriyolojiye göre, kemik ve kas dokuları neredeyse eşzamanlı gelişir. Önce kemik, sonra kas olayı yok. Aynı anda, iç içe, birbirine bağlı şekilde gelişirler. Ama bu ayette sanki önce iskelet kuruldu, sonra etle giydirildi gibi mekanik bir anlatım var. Bu da yine, gözleme dayalı yanlış bir sıradan ibaret.
Gelelim asıl soruya: Bu bilgiler Kurana özgü müydü? Hayır, açık ve net. Antik Yunana gidelim mesela. Hipokrat, Galen. Özellikle Galen MS 2. yüzyılda embriyo gelişimini dört aşamada anlatmış. Nutfe, alaka, mudga gibi terimlere paralel ifadeler var. Hatta Galn kemiklerin üzerine et sarılır demesi neredeyse Kurandaki ifadeyle birebir. Bu bilgi yeni değil ki? Galenin kitapları, o dönem Arap coğrafyasına ulaşmıştı. Özellikle Cündişapurda Süryaniceden çevriliyordu. Yani bu bilgiler o coğrafyada zaten dolaşıyordu. Bu da mı tesadüf?
Yalnızca Yunanlar değil, Antik Hindistanda Suşruta Samhita diye bir metin var. M.Ö. 600lerde yazılmış. Embriyo gelişimini ay ay anlatıyorlar. Kalala, pinda vs. Yahudilikte Talmud içinde bile embriyo gelişimine dair yorumlar var.
O yüzden tekrar söyleyeyim: Kuranda anlatılan embriyo evreleri bir mucize değil. Dönemin tıbbi bilgisinin, gözleme dayalı anlayışının ve kültürel etkilerin bir ürünüdür. Nutfe, alaka, mudga... Hepsi dönemin anlatısıyla uyumlu. Ne eksik ne fazla. Geriye dönüp kelimelere bilimsel anlamlar yüklemek, biraz modern gözle kutsallık inşa etmeye çalışmaktan başka bir şey değil.
Kuranda anlatılan embriyo evreleri bir mucize değil. Dönemin tıbbi bilgisinin, gözleme dayalı anlayışının ve kültürel etkilerin bir ürünüdür. Nutfe, alaka, mudga... Bunların her biri, o dönemde halkın düşük yapan kadınlardan, hayvan kesimlerinden ya da antik metinlerden edindiği bilgilerle şekillenmiş. Ne eksik ne fazla.
Mesela nutfe deniyor ama yumurtanın adı geçmiyor bile; çünkü kadının üretken bir varlık olduğu bilgisi o çağda yoktu, erkek tohumu veriyor sanıyorlardı, kadın sadece toprak. bir de şu Keith Moore meselesi var. Sözde embriyolog, Kurandaki embriyo anlatımına hayran kalmış. Ama bakıyorsun, Suudi fonlarıyla desteklenmiş, kitabına Zindani gibi adamlar eklemeler yapmış. Adam sonrasında bu işten uzaklaşmış zaten. Ama bu detaylar hep saklanıyor. Çünkü bir bilim insanı da mucize dedi söylemi daha çok işlerine geliyor.
Needham gibi bilim tarihçileri zaten bu anlatımların Aristotelesten, Ayurvedadan alınma olduğunu söylüyor. Bu kadar net.
Yani... olay çok açık. Kurandaki embriyoloji anlatımı, ne bilimsel bir önsezi ne de mucize. Sadece 7. yüzyıldaki Arap toplumunun elinin altında bulunan, daha önceden söylenmiş, kimi doğru kimi yanlış tıbbi bilgilerle şekillenmiş söylemler.