Videoyu görünce çok duygulandım.
Bizde bu yöntemle buğday elde eden bir aileydik.
Kocaman tarladan orak yardımı ile buğdayları önce avuç avuç biçerdik.

Sonra biçilenleri belli bir büyüklüğe gelince bağlayarak bağ yapardık.

Ardından ise tarlanın her yerinde halihazırda bulunan buğday bağlarını, harman için tek tek bir yere yığardık.

Son işlem olarak da harman günü gelip çatınca; yerden biri bağları alıp patozun arkasında duran kişiye uzatırdı.

Asıl zor olan da patozun arkasında olup öğütücüye buğday bağlarını atan kişinin işiydi.
Temmuz ya da Ağustos sıcağında patozun ön kısmında saman haline gelen parçalar, rüzgarın etkisi ile geri dönünce vay halimize...
Ondan sonra artık ağız, burun, kaş ve göze samanlar dolar ve inanılmaz rahatsız ederdi.

El birliği ile tüm aile o gün, baştan sona toz, duman içinde kalırdık.

Alın terimiz ile yiyeceğimiz ekmeğin buğdayını çuvallara doldurup da traktörün kasasına alınca, üzerimizden büyük bir yük kalkardı.

O yüzden ekmek kırıntısının önemini bilerek büyüdük biz.

Hey gidi günler hey, şimdi biçer döverler kısa sürede buğdayı çıkarıp veriyor.