Domatesin hikâyesi ilginçtir. Meyve midir sebze mi? Sağlığa yararlı mıdır zararlı mı? Bunlar bile yıllarca tartışıldı. Domates de patates ve patlıcan gibi Amerika kıtasında yetişen, Avrupaya ise Kristof Kolombun Amerikayı keşfinden sonra getirilen bitkilerden. Bırakın Kanuniyi, 1550lilere kadar Avrupalılar da domatesin tadını bilmediler. Domates 1500lerde Avrupaya geldi ama acı yapraklı bu garip nesneyi bir şeye benzetemediler. Süs bitkisi muamelesi yaptılar.
İtalyanlar başlattı
Domatesi mutfağa ilk sokan İtalyanlar oldu. 1800lü yıllarda İtalyan mutfağının vazgeçilmezi olmaya başladığında İngilizler domatesi hâlâ süs bitkisi olarak saksıda ya da vazoda tutmaya devam ettiler. Hatta birçok yerde zehirli olduğuna inanılarak uzak bile durmuşlar. Osmanlı domatesi 1800lerin ilk yarısında tanımış. Sonra da mutfağın tacı yapmış. O tarihe kadar domates ve salça görmeyen ve kayısı, erik ve ayvayla tatlandırılan yemekler salçaya boğulmaya başladı. Türkiye zamanla dünyanın en büyük 5 üreticisinden biri oldu.
https://eksisozluk.com/kanuni-sultan...lmesi--6379197
Konuyu renklendirelim, katkımız olsun
Önemli not: Türkler domatesle1800'lerde değil, 1900'lerde tanışmıştır diye biliyorum.
Günümüzde yediğimiz yemeklerde hep varmış gibi gelse de domates de bir zamanlar yoktu, keşfedildiğindeyse yemeklere katılmıyordu. Gelin hep birlikte Türkler domatesle nasıl tanıştı bi' bakalım.


Domates, Osmanlı'da nice padişahın tatma fırsatına hiç eremediği ve adından bile haberdar olmadığı bir yiyecektir. 1492'de Amerika kıtası keşfedildikten sonra keşfedilmiştir ve oradan önce Avrupa'ya sonra da tüm dünyaya yayılmıştır.


Bolivya ve Peru'da bulunan yabani ve sarı renkli bir domates türü, Meksika'da yetiştirilip, Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfinden sonra Avrupa'ya gemilerle gönderilmiştir. İtalyanlar sarı renginden ötürü onu altın elma olarak adlandırdı, ama çok geçmeden kırmızı türleri de ortaya çıktı.


Domates, 16. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'da bir süs bitkisi olarak kullanılmıştır çünkü zehirli olduğuna inanılmaktadır. Daha sonra zehirli olmadığı anlaşılır ve yiyecek olarak tüketilmeye başlanır.


Osmanlı İmparatorluğu ise domatesle Avrupa'dan yaklaşık iki asır sonra tanışır. 18. yüzyılın başlarında saray harcamalarına ait kayıtlarda az miktarda da olsa saraya getirildiği görülmektedir.


Osmanlı, domatesi ABD'den değil İtalya'dan öğrenmiştir. Bu dönemde sadece yeşil domatesler tüketilmiş, kızaranların bozulduğu düşünülerek atılmıştır. Ayrıca uzun yıllar boyunca Anadolu'da sadece çeri domates üretilmiş ve tüketilmiştir.


Domates, 1900'e kadar pek çok Avrupalı için aşk elmasıydı, çünkü insanları romantik yaptığına inanılıyordu. Türkler ise domatese "kavata" demiştir. Bu kelime, oyma kap, çömlek anlamlarına gelmektedir.


1844'te basımı gerçekleşen ilk yemek kitabımız olan ve Mehmed Kâmil tarafından yazılmış Melceü't Tabbâhîn (Aşçıların Sığınağı) adlı eserde çeşitli domates yemeği tarifleri verilir. Domatesin saray mutfağından halk mutfağına çıkışı olarak bu tarihi vermek mümkündür.


Bu tarihren sonra artık pazarlarda da bolca bulunmaya başlar domates. Ahmet Vefik Paşa'nın Lehce-i Osmanî adlı eserinde "frenk patlıcanı" dediği domatestir. Artık Osmanlı yemek kitaplarında "Türk mutfağının vazgeçilmezi" adıyla geçmektedir.


Domates artık Türk mutfağı için çok önemli bir malzemedir. Çorbalara, ana yemeklere, salatalara ve soslara; kısaca her şeyin içine domates katıyoruz. Keşfedilmeseydi yemek kültürümüz nereye giderdi acaba? Siz ne düşünüyorsunuz?

Kaynak: Onedio