99 depreminin sabahı 7-8 yaşlarında bir çocuktum beni bi kamyonun şoför koltuğuna oturtup kucağıma da küçük bir bebek vermişlerdi buna sahip çık üşümeyin burada oturun diye. Canımız sıkılmasın diye de radyo açmışlardı. Küçük bir çocuğa ben ne kadar sahip çıkabilirdim diye düşünürken radyodaki spikerin şu sözü hafızama kazınmıştı. Şu kadar bina yıkıldığı ve şu kadar insanın hayatını kaybetmiş olabileceği tahmin ediliyor, sıradaki şarkı falanca falancadan falan bilmem kime armağan olsun, NE YAZIK Kİ HAYAT DEVAM EDİYOR demişti. Hayat devam ediyor sözünün önüne NE YAZIK Kİ ifadesinin nasıl gelebileceğini o gün tam idrak edememiştim ama bugün diyorum ki; insanın ölmek istediği yerde yaşamaya mecbur olması da bir tür esarettir.
2019 yılında yine askerdeyim o zaman Amasya'da; annemin vefat haberi geldi. Buz gibi hava, dost diyeceğim kimsem yok ve sabaha karşı Amasya'dan Havza'ya memleketime geçerek İstanbul'dan gönderilen annemin cenazesini karşılamış kendi ellerimle gasilhanedeki çekmeceli buzluğa koymuştum. Ondan sonra bi daha ne içim ısındı ne kalbim. İnsanlar kötü abicim, bu dünya sadece bi oyalanma yeri. Kalkıp gidelim dediğimiz zaman gidemiyor olmamız da bir tür esarettir.
Şimdi sen söyle hocam sen mi daha iyisin benim psikolojim mi daha iyi?