Hikaye uzun kusura bakmayın. Ama yazılması gereken herşeyi abartmadan kısa kısa yazdım, sonuç böyle oldu.
İnternetin olmadığı zamanlarda kağıt basılı gazetelerin satışı ve okunma oranı BUGÜNE ORANLA çok yüksekti.
Ancak buna rağmen ülkede gazete okuma oranı çok düşüktü. İnsanların gazete okumaması önemli bir eksiklik olarak çokça dile getiriliyordu.
Bununla birlikte, halkın gazete okumaması aslında bir diğer yandan da olumlu birşeydi.
Çünkü gazetelerin ve gazete yayıncılığının çoğu çöplük gibiydi.
Yalan iftira manipülasyon ve tabii ki asparagas!...
Gazetelerin çoğunun üretim maliyeti 2-3 TL iken satış fiyatı 1 TL gibi oluyordu. Rakamlar sembolik ancak oranlar gerçeğe yakın.
Daha en başından kağıtta mürekkepte zarar eden gazeteler nasıl para kazanıyor? Tabii ki reklamdan?
Medya plazalarda medya towerslarda yaşanan şatafatlı hayatı, köşe yazarlarına, genel yayın yönetmenlerine, işi yürüten onca personele
karun gibi zengin olan patronlara giden paranın asıl kaynağı REKLAM!...
Medya için "reklam tanrıdır" desem hiç de yanlış olmaz. Bu kadar büyük maliyeti karşılayıp, üstüne de bu kadar büyük karları kazandıran reklamdır.
İnsan tanrısı için neler yaparsa medya şirketleri, gazeteler de reklam için daha fazlasını yapar.
Reklam için çoğu zaman dürüstlük adalet ahlak hatta vatanseverlik bile yeri gelince çöpe gider.
Bunun örnekleri çok, saymakla bitmez! Trfaik kazası yapmış kadınların frikik görüntüleri bile gazete sayfalarında HABER niyetine özellikle paylaşıldı.
Veya Türkiyenin doğusu sözde kürdistan toprakları olarak gösterildi. GAZETECİLİK!...
KÖPEĞN ADAMI ISIRMASI HABER DEĞİLDİR, ADAMIN KÖPEĞİ ISIRMASI HABERDİR! Mantığıyla iş yaptrıkları için ASPARAGAS habercilik
gazetecilik-medya tarihinin vazgeçilmez unsuru olmuştur. YALAN kelimesi, ASPARAGAS kelimesi ile yumuşatılıp cilalanmıştır.
Konu başlığında yer alan SAKALLI BEBEK haberi ise, Türk gazetecilik tarihinin kült olmuş fenomen olmuş haberlerinden bir tanesidir.
Detay vermiyorum merak edenler araştırıp öğrenebilir.
***
Gazeteciliğin yaygın olduğu 80li 90lı yıllarda birçok karikatürde "Sabah Hürriyet Milliyet" ifadesi yer alır.
O zamanlaren çok satan bu üç gazete, gazeteciliğin köşe taşlarıydı. İnsanlar gazeteciliğin ciddi olmaktan çok öte daha farklı
bir mecra olduğunun bilincindeydi. Bu yüzden bir espiri yapılırken "Sabah Hürriyet Milliyet"
deyiminin kullanılması, bu farkındalığın bir işaretiydi.
Gazetecilikte reklam için asparagas yeterli kalmadığı için KUPON YOLUYLA PROMOSYON işlerine de girdiler.
Araba çekilişi, ev çekilişi vs olurdu eskiden. Her gün üzerinde sıra numarası olan kupon yyaınlanır,
vatandaş bunu makasla kesip biriktirirdi. 30 kupon biriktir televizyon çekilişine katıl!
Vatandaş bazen gazete alamadığı için kupon eksik kalabiliyordu. Bu durum çoğu kişi için caydırıcı oluyordu.
Gazete şirketleri de devamlılığı sağlamak için süper kupon mega kupon ultra mega kupon adı altında kupon yayınlıyordu.
Örneğin 10. kupon yayınlandığı gün, 10 kupon yerine geçen süper kupon yayınlanıyordu. O gün tek bir tane gazete alarak,
tek kupon keserek 10 kuponluk bir hak elde ediyorsunuz!
Tabii ki o güne kadar 10 gazete alıp 10 kupon biriktirenler enayi durumuna düşüyor. Ama bu durumdan hiçkimse de rahatsız olmadı.
***
Hediye çekilişleri yeterli gelmeyince, kupon biriktirip gerçek ürün vermeye başladılar.
Televizyon ev araba çıkma ihtimali düşük. Ancak ansiklopedi tabak bardak vs kupon toplayan herkese veriliyordu.
Sabah Hürriyet Milliyet gazeteleri öyle bir rekabete girdi ki, arcoroc aropal tabak çanak takımları
tüm ülkede fenomen oldu. Bir dönem gazeteler ansiklopedi vermeye başladı.
Türkiye gazetesi manyetik sağlık bileziği furyası başlattı. Önce bunu çok yüksek fiyata sattılar. Sonra ayağa düşünce kuponla vermeye başladılar.
Sanatçılar artizler ünlüler manyetik sağlık bileziği takmaya başladı.
Cep telefonları çıktıktan sonra bir dönem kuponla telefon verenler de oldu.
İlginç bir şekilde, kuponla aldığını telefon, piyasada satılan fiyata göre daha makul geliyordu.
***
İnternet çıktıktan sonra birkaç yıl haber sitesi diye birşey yoktu. Kağıt gazete duayenleri intermneti küçümsüyordu.
İnternet hiçbir zaman kağıt gazeteciliğin yerini tutamaz düşüncesi hakimdi. hatat bunun tartışmaları yapılıyordu.
Kaç yıl geçti bilmiyorum, ana akım medya şirketleri internet haberciliğine girdi, sonr ayvaş yavaş yayıldı.
***
Bugün ana akım medya şirketleri haber sitelerini tam bir pislik çöplüğü haline getirdiler.
Akla hayale gelmeyecek konularda içeriği basıp basıp site içeriklerini çoğaltıyorlar.
***
Biz R10 kullanıcıları olarak yıllarca internet teknolojileri içinde yaşıyoruz. Kazanç sağlamak için
zamanımızı aklımızı emeğimizi harcıyoruz. Ancak Google gibi şirketler ana akım medya şirketlerine
üstün bir ayrıcalık sağlıyor. Sağlanan bu ayrıcalık sayesinde büyükler hasksız üstünlük elde ediyor.
Bunun sonucu olarak emek kazanç dengesi emperyalist kapitalist ayrımcı bir şekilde işlemeye devam ediyor.
***
Daha dün sakallı bebek haberleriyle insanları aldatan, kuponlarla promosyonlarla insanları söğüşleyen
medya şirketleri; bugün insanları BİLGİ İÇERMEYEN BİLGİ ÇÖPLÜĞÜ ile aptal yerien koymaya devam ediyor.
Google gibi şirketlerin yaptığı ayrımcılık sayesinde bu gibi medya şirketleri bizim gibi
emekçilerin emeklerinin sömürülmesine neden oluyor.
Okur olarak, müşteri olarak, izleyici olarak bu şirketlerin yaptığı bu ikiyüzlülükere
karşı duramadık. Ancak bilişim dünyasının bizzat içinde olan bireyler olarak maalesef
ki pasif kaldık. Bizler eğitim gelişim ve emek verirken onlar yıllarca interneti ve internet haberciliğini küçümsedi.
Hem adalet için, hem emeğin hakkı için, hem de insan kitlelerinin kandırılmasın aptal yerien konmasına karşı drumak için birşeyler yapmalıyız.
Ne yapmalıyız sorusuna birkaç temel cevap verebiliriz. Ancak öncelikle durumun ciddiyetinin farkında olmalıyız.
Farkındalık olmadığı sürece adım atmak bir yana, onların kulu kölesi olmaya devem edeceğiz.
https://www.youtube.com/watch?v=MZVK...annel=EfeAydal