1939 Milli Eğitim Temel Kanunu adındaki yasayı olduğu gibi, bugüne kadar yapılmış bütün eklentileriyle birlikte yürürlükten kaldırıp yerine sıfırdan modern, devlet ve sistemin değil bireylerin bireysel ihtiyaçlarına ve yeteneklerine yönelik bir Milli Eğitim Sistemi Temel Kanunu yazardım. İlk amacım milli eğitimi siyaset tahakkümünden kurtarıp başlı başına bağımsız ve meritokrasik bir kurum haline getirirdim. Milli Eğitim Genel ve Uzak amaçlarının içinde hiçbir şekilde devletin öngördüğü vatandaş profiline dair iz bırakmazdım. Tabii bütün eğitim kurumları da bu yasaya göre en baştan kurgulanmalı. Bütün müfredat sadeleştirilip bilimsel veriler ve modern yöntemler ışığında en baştan, bireylerin ve çağın ihtiyaçlarına ve ilgilerine cevap verecek esneklikte kurgulanmalı tabii. Bütün bürokrasi ve siyasetten arındırılmış basit, bilimsel, modern bir eğitim hayatı için gerekli koruyucu önlemleri de eklerdim.

Daha sonra, liberal bir devletçilik anlayışıyla devleti bireylerin insiyatif aldığı, her şeyi devletten beklemediği, kendi geleceklerine kendilerinin karar verdiği, gökten mehdi veya kurtarıcı beklemediği, bugünkü tembel vatandaş anlayışından Avrupa'daki insiyatif alan sisteme katılan vatandaş anlayışına geçiş sürecini başlatırdım. Devletin en temel görevi olan canı, malı, geleceği koruyacak temel amaçlarına yönelik basitleşmiş bir bürokrasi ağıyla tüm kurumları en baştan kurgulardım. Malum bugün birinin ayağına taş değse, vatandaş eğilip onu almak istemiyor da itfaiye gelsin taşı kaldırsın ambulans gelsin ayağıma pansuman yapsın polis gelsin taşı koyanı bulsun istiyor. Bu bakış açısının en bariz örneğini trafikte görebilirsiniz. Bariz trafik kuralı ihlallerini bile şikayet etmekten aciz bir toplumuz.

Ekonomik olarak yine neo-liberal bakış açısını koruyarak sermayeyi devletin değil bireylerin kontrol edebildiği, devletin sermaye üzerindeki tek tahakkümünün güvenlik sağlama olduğu Çin tipi ekonomik sistemi belirlerdim. Bugün Türkiye nispeten bu bakış açısına sahip olmakla birlikte sermaye dağılımı, liyakatsizlik nedeniyle sadece belli kanallara dağılıyor. Pastadan payı alacaklar hep belli oluyor. Yeni girişim ve oluşumların önü bu sebepten doğal olarak tıkanıyor. Bakınız Albayrakların Sivil Savunma sanayinde yaşadıkları.

Devlet olarak en güçlü mücadele edeceğim hususların ilk üçünde bağımlılıklar olurdu. Sigara, alkol, kumar, yasaklı madde kullanımı gibi insanların bilincini kaybederek esirleştiği zararlı alışkanlıklar olurdu. Her ne kadar kullananlar öyle düşünmese de bilim ve gerçeklik gösteriyor ki bunlar zevk değil zararlı bağımlılıklar. Kimse yüzmeyle bisiklet sürenlerle kitap okuyanlarla mücadele etmiyor malum.

Böylece toplum olarak Erikkson'un gelişim teorisinin ışığında, gelişecek bilişsel ve duyuşsal yeteneklerle birlikte insani değerler anlamından tutun bütün alanlarda ''bireysel'' gelişim odaklı yönetim anlayışıyla toplumda bugün yaşadığımız 1. seviye saf çıkarcılıktan kurtularak yasalara karşı hassasiyet seviyesine gelmeyi sağlardım.